GİRİŞ
Bu çalışmanın amacı,
bankaların uyguladıkları risk yönetimi tekniklerini geliştirmeleri konusundaki
itici gücün ne olduğu, kurumların mevcut ve yakın gelecekte karşılaşılması
olası yeni risklerin, risk yönetimi sorunlarının ve çözüm yollarının neler
olabileceğini ortaya koymaktır.
Bankacılıkta karşılaşılan
risklerin yakın gelecekte daha da artacağı konusunda genel bir fikir birliği
oluşmuş durumdadır. Her nekadar bazı finansal risklerin büyük bankalarca,
göreceli olarak küçük ölçekli bankalara göre daha iyi kontrol altında tutulduğu
kanısı yaygınsa da doğruluğu hakkında yeterli araştırma yapılmamıştır. Örneğin
iflas riskini ele alalım; gelişmiş ve nispeten büyük fonların yönetildiği Japon
bankacılığının kurumsal yapısı incelendiğinde bankaların devlet garantisi
altında olması nedeniyle iflas etme riskleri yok gibi görünmekteyse de genelde
Avrupa ve Amerikan bankalarına göre rekabet güçleri daha zayıftır. Bu
zayıflığın en büyük nedeni, Piyasa ile bankalar arasında mevcut organik bağın
çok önemli boyutlarda olması dolayısıyla bu piyasalarda yaşanan hareketliliğin
bankalar üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olmasıdır.
Avrupa ve Amerikan
bankalarının karşı karşıya oldukları batık kredi miktarlarındaki artış
1980’lerin sonuna doğru bankaları daha sağlıklı alanlara ve daha güçlü bir
sermaye yapısına doğru yönelmeye zorlamıştır. BIS’in tavsiyelerine bağlı olarak
sermayelerini ve iş hacimlerini uygun seviyelere yükseltmişlerdir. Dolayısıyla.
artan bu sermayenin hangi alanlara kanalize edileceği konusunda banka
yönetimlerini çeşitli bölüşüm sorunlarıyla karşı karşıya getirmiştir. Sözkonusu
artan sermayeyi şirket satın almada mı. kaynaklarını daha az kapital desteği
isteyen ürün ve servis alanlarına yöneltmede mi hisse senetlerini geri almada
mı, yoksa hissedarlara dağıtmada mı kullanmalıdırlar soruları gündeme
gelmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak, yetersiz sermaye konusundaki
hassasiyetin özellikle Japon bankalarında yakın gelecekte daha da artacağı
beklenmektedir.
Son yıllarda finansal
risk yöneticilerinin dikkatini çeken alanlardan en önemlisi piyasa riski
olmakla birlikte, bir yandan kredi riski kültürü, diğer yandan piyasa riski
kültürünü bir araya getirerek ticari bankacılık ve yatırım bankacılığının
birleştirildiği ve sigortacılık faaliyetlerinin de bünyelerine katılarak
universal bankacılık yapısına doğru gidildiği görülmektedir. Yasa koyucuların
banka ve finansal yatırım alanındaki kuralların ve yasaların harmonize edilmesi
konusundaki girişimleri, piyasa riski yönetimi metodları üzerine uygun bir ölçümleme
yöntemi bulunması için başlatılan tartışmaların geliştirilmesine katkıda
bulunmuştur.
Geleneksel olarak risk
değerlemesi yapan uzmanların bugüne kadar kredi riski ve piyasa riski üzerine
eğildikleri fakat diğer risk alanlarına gereken önemi vermedikleri görülmüştür.
Ancak son zamanlarda bankaların dikkatlerini sermayenin kullanımı ile ilişkili
riskler ve risk yönetimi metodları, büyük miktarlı ödeme transferleri ile
ilişkili riskler, karşı taraftan kaynaklanan OTC (Over-the-Counter) alanındaki
riskler, giderek artış gösteren kurumsal düzenlemelerden kaynaklanan riskler ve
türev ürünlerinden kaynaklanan risklere yönlendirdikleri izlenmektedir.
Günümüz bankacılık
sisteminde bankaların her geçen gün genişle yen ve çeşitlenen işlem hacimleri
ve faaliyetleri sırasında karşılaştıkları risklerin gelecekte de artması
beklenmekle birlikte yasa koyucular ve kurumların üzerinde mutabık kaldığı bir
husus da bazı risklerin diğer risk çeşitlerine göre geçmiştekinden daha kolay
kontrol edilebilir hale geldiğidir. Bu bölümde banka faaliyetlerinde çok önemli
bir yeri olan bazı riskler ve risk artışı yaratacak olası faaliyet alanları ele
alınacaktır.
Geleceğin bugünden kesin olarak
bilinememesi nedeniyle gelecekle ilgili tüm kararlarda, kararın istenilen
sonucu vermemesi tehlikesi vardır. Bir finansal varlık yatırımcısının, yapacağı
yatırımdan beklediği bir verim vardır. Fakat beklenen verimin sağlanıp
sağlanamayacağını yatırımı yapmadan bilmek imkansızdır. Yatırımcı, yapacağı her
yatırımın taşıdığı bu tehlikeye karşı, kendisini kısmen veya tamamen korumaya
çalışır. Bu koruma yatırım araçları arasında herhangi bir verim seviyesinde en
az tehlike taşıyanı seçme şeklinde veya herhangi bir tehlike seviyesinde
yatırımının daha büyük verim sağlamasını talep etme şeklinde olabilir. Gerek
daha az tehlike taşıyan yatırım araçlarını seçmek, gerekse yüksek tehlike
taşıyan yatırımdan daha yüksek verim talep edebilmek için tehlikenin
büyüklüğünü ölçmek gerekir. Bu yazının amacı, risk olarak adlandırılan bu
tehlikenin türleri hakkında bilgi vermek ve riski ölçme yöntemlerini incelemek
olacaktır.
1. RİSK
Riskin sözlük anlamı, gelecekte beklenmeyen bir
durumun ortaya çıkma olasılığı, yaralanma, incinme ve zarara uğrama şansı
ya da arzu edilmeyen bir olay veya etkisinin ortaya çıkma olasılığıdır.
Finansal açıdan risk ise, beklenen getirinin gerçekleşen getiriden sapma
olasılığıdır.
Yani, yatırımcının yapmış olduğu yatırımdan sağlayacağı verimin, beklenen
verimin altına düşme veya üstüne çıkma olasılığı söz konusudur. Bu olasılık,
yatırımcı açısından yapmış olduğu yatırımın riskini oluşturur.
Örneğin, bir menkul kıymetin gerçekleşen getirisi, beklenen, tahmin edilen
getiriden ne kadar büyük farklılık veya sapma gösteriyorsa, söz konusu menkul
kıymetin riskinin o kadar fazla olduğu söylenebilir.
Bilindiği gibi, risk ve
getiri yatırım kararını belirleyen iki önemli faktördür. Bu nedenle,
yatırımcılar, yapacakları yatırımlarla ilgili olarak beklenen getiriler kadar
risk üzerinde de durmak zorundadırlar. Portföy yönetiminin teorik temelini
oluşturan varsayımlardan birisi, risk ve getiri arasındaki doğrusal ilişkidir.
Başka bir deyişle portföy getirisi arttıkça riskin de artacağı varsayımıdır.
İkinci temel varsayım ise, yatırımın vadesi uzadıkça riskin de artacağıdır.
Risk kavramı ile, yapılan yatırımların getirilerinin tam olarak bilinmediği,
buna karşılık söz konusu yatırımlarla ilgili alternatif getirilerin ve bu
getirilerin olasılık dağılımlarının bilindiği varsayılmaktadır. Buna objektif
olasılık dağılımı denmektedir.
Kısaca, yatırımcılar, risk varsayımı altında sonuçların gerçekleşme
olasılıklarını tahmin edebilmektedirler. Örneğin yazı-tura riskli bir olaydır.
Ancak yazı-tura olayında sonuç yazı ve tura olmak üzere oldukça kolay tahmin
edilebilir. Yapılacak çalışmalarla, bir yatırımın riskini ölçmek mümkündür.
Portföy yönetiminde risk ölçüsü, standart sapma ve varyanstır.
2. YATIRIMLARLA İLGİLİ RİSKLER VE TOPLAM
RİSKİN KAYNAKLARI
Portföy yönetiminin en önemli fonksiyonlarından
biri, risk ve getiri arasında ilişki kurmaktır. Bilindiği gibi, herhangi bir
menkul kıymete yatırım yaparken göz önünde tutulacak en önemli unsur, söz
konusu menkul kıymete ait risk ve getiri arasındaki ilişkidir. Çünkü, yatırım
araçlarının seçimi, büyük bir ölçüde bu iki unsurun karşılaştırılmasını ve
bunlar arasında uygun bir değişimin saptanmasını gerektirir. Genellikle
yatırımcılar, getiri oranı hakkında oldukça fazla bilgi sahibi oldukları halde,
risk kavramı hakkında yeterli bir bilgiye sahip değildirler. Bu nedenle, risk
türleri ve toplam riskin kaynaklarının neler olduğunun açıklanması, bilinçli
yatırım kararlarının alınması yönünden çok büyük önem taşımaktadır.
Geleneksel yatırım analizi, ortaya çıkış
nedenlerine ve etkilerine bağlı olarak, farklı nitelikte risk çeşitleri ve
farklı risk grupları üzerinde durmaktadır. Portföy teorisinde yatırımcının
riski kontrol altına alabilme veya sınırlayabilme olanağının olup olmamasına
göre toplam risk, sistematik ve sistematik olmayan risk olarak iki bileşenden
oluşur.
Portföy teorisinde çeşitlendirme ile portföy
riski arasında bir ilişki olduğu varsayılır. Çeşitlendirmede amaç, riski
azaltabilmektir. Çeşitlendirme ile portföy riskinin azalıp azalmadığını bir
şekil ile açıklamak mümkündür.
Şekil.1’de görüldüğü gibi sistematik risk, yatay
eksene paralel bir doğru ile gösterilmiştir. Bunun anlamı, portföy ne kadar
çeşitlendirilirse çeşitlendirilsin, bu risk aynı düzeyde kalacaktır.
Ancak sistematik risk, her zaman sabit değildir. Oluşturulan bazı portföyler
için, söz konusu risk düzeyi, daha aşağı veya daha yüksek bir seviyede
oluşabilir. Her portföy için mutlaka bir sistematik risk söz konusudur. Ancak
portföyün çeşidine göre bunun seviyesi değişebilmektedir. Örneğin uluslararası
sermaye piyasalarından oluşan bir portföyle, tek bir ülkedeki menkul kıymetlerden
oluşturulan portföyün sistematik riski aynı seviyede değildir. Sistematik
olmayan riski, iyi bir çeşitlendirme ile düşürmek mümkündür. Çok iyi
çeşitlendirilmiş bir portföyde sistematik olmayan risk, sistematik risk
seviyesine kadar düşürülebilir.
Şekil.1. Risk
bileşenleri
Şekil.2’de yukarıda bahsedilen konuyu New York
Menkul Kıymetler Borsası verileri kullanılarak yapılmış bir çalışma
daha iyi açıklamaktadır. Grafiğin yatay ekseninde New York Menkul Kıymetler
Borsasında işlem gören hisse senetleri arasından tesadüfi olarak seçilmiş
hisse senetlerinin oluşturduğu çeşitli portföyler yer almaktadır.
Şekil.2. Portföy
büyüklüğünün portföy riskine etkisi
Portföyleri
oluşturan hisse senetleri sayısı 1 den 1500+ ya doğru 10 ar 10 ar artmaktadır.
1500+ borsada işlem gören tüm hisse senetlerini kapsayan “Pazar portföyü”dür.
Dikey eksen üzerinde ise her portföyün standart sapması gösterilmektedir. Bir
hisse senedinden oluşan portföyün riski en yüksek, Pazar portföyünün riski en
düşüktür. (Sırasıyla %28 ve %15.1). Pazar portföyünde sistematik olmayan risk
ortadan kalkmıştır ve %15.1 oranı sistematik riski temsil etmektedir.
Sistematik risk bütün portföyler için aynı ve sabittir. Bu nedenle grafikte
yatay eksene paralel bir kesik çizgi olarak gösterilmiştir. Bir hisse senedinin
oluşturduğu portföyün toplam riskini gösteren standart sapma, portföylerin
hisse senetleri sayısı arttıkça aşağıya çekilmekte, grafiğin sağında ( ) e yaklaşmaktadır. Standart
sapmaların oluşturduğu eğri, portföylerin toplam risk eğrisidir. Yatay eksen
üzerindeki herhangi bir noktadan (A) çıkılacak dikey çizginin risk eğrisini
kestiği (B) noktası dikey eksen üzerinde portföyün toplam riskini vermektedir.
Çizginin AC bölümü “Pazar dalgalanmalarına duyarlı kaçınılamayan riski”, CB
bölümü ise “şirkete özgü, kaçınılabilir riski” göstermektedir. Grafikten açıkça
görüldüğü gibi, portföyü oluşturan hisse senedi sayısı arttıkça portföyün riski
azalmakta, pazar portföyünde sistematik olmayan risk ortadan kalkmaktadır.
Sistematik ve sistematik
olmayan risk türleri karşılıklı olarak birbirlerini etkiler. Bu etkiler bazen
ters yönde olarak birbirlerini dengeledikleri halde bazen de aynı yönde
birbirlerini destekleyerek, hisse senetleri fiyatlarında şiddetli
dalgalanmalara neden olurlar.
Toplam riskin ne oranda
sistematik ne oranda sistematik olmayan riskten kaynaklandığı araştırmalara
konu olmuştur. Bu alanda yapılan araştırmalar, sistematik olmayan riskin,
sistematik riske oranla daha büyük pay taşıdığını ortaya koymuştur.
Profesyonel olmayan bir
yatırımcının borsada işlem gören hisse senetleri arasından tesadüfi olarak
yaptığı seçim sonucu oluşan portföy basit bir portföydür ve riskin aşağı
çekilmesinde oldukça etkili olabilmektedir. Yatırım riskini azaltmak amacıyla
çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin hisse senetleri ve diğer tür
yatırım araçları portföye dahil edilerek bir çeşitlendirmeye gidilebilir. Bu
tür portföyün oluşturulması profesyonel bilgi ve beceri gerektirir. Yapılmış
araştırmalar bu şekilde oluşturulan portföyün tesadüfi seçimle oluşturulan
portföyden daha iyi sonuç verdiğini göstermemektedir.
2.1. SİSTEMATİK RİSKİN KAYNAKLARI
Sistematik riskin kaynakları sosyal, ekonomik ve
politik çevredeki değişmelerdir. Söz konusu değişmeler, menkul kıymet
pazarlarını etkilemektedir.
Kuşkusuz bu etki, menkul kıymetler arasında farklılıklar gösterir. Genelde,
temel endüstriyel maddeler üreten işletmelerde ve dolayısıyla söz konusu
işletmelerin hisse senetleri üzerinde, sistematik riskin daha yüksek olduğu
gözlenmiştir. Daha önce de belirtildiği gibi sistematik risk, portföyün
çeşitlendirilmesi ile giderilemeyen risk olarak da tanımlanabilir.
Başka bir deyişle, sistematik risk, piyasada
işlem gören tüm menkul kıymetlerin fiyatlarını aynı anda etkileyen faktörlerin
neden olduğu risktir. Beklenen getirinin sistematik değişkenliği, hemen hemen
tüm menkul kıymetler için değişken derecelerde mevcuttur. Çünkü, menkul
kıymetlerin fiyatlarının çoğu, sistematik bir biçimde aynı yönde hareket eder
ve sistematik risk kaynakları menkul kıymetlerin piyasa fiyatlarında düşüşe
neden olur.
Yatırımcılar açısından sistematik riskin kontrol
olanağı yoktur. Bu nedenle, portföy yönetiminde tek belirsizlik kaynağının
sistematik risk olduğu ifade edilebilir.
Sistematik riskin başlıca kaynakları şunlardır:
1.
Satın alma gücü
riski
2.
Faiz oranı riski
3.
Piyasa riski
4.
Politik risk
5.
Kur riski
2.1.1. Satın Alma Gücü Riski
Satın alma gücü riski, enflasyon riski olarak da
ifade edilebilir. Enflasyonun sözlük anlamı, paranın değerinin ani, hızlı bir
şekilde düşmesi, fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi, dolayısıyla dolaşımdaki
para miktarının artmasıdır.
Satın alma gücü riski, fiyat düzeylerindeki değişmeler nedeniyle satın alma
gücündeki potansiyel kayıplar olarak da tanımlanabilir.
Bu durumda, bir yatırım, paranın satın alma gücündeki azalmaya bağlı olarak
verim değişkenliği olasılığı ile karşı karşıyadır. Enflasyon etkisinden
arındırılmış gerçek verim şu formül kullanılarak hesaplanır:
1 +
r
r =
- 1
1 + P / P
Burada;
r = Reel satın
alma gücünü,
r = Faiz
gelirini,
P / P = Enflasyon oranını
göstermektedir.
Enflasyon hakkında yatırımcıların bekleyişlerinin
borçlanma ve sahipliği temsil eden finansal varlıklar üzerinde değişik yönde
etkide bulunacağı söylenebilir. Borçlanmayı temsil eden finansal varlıklar
sabit getirili oldukları için, enflasyon en çok onların getirileri ve verimleri
üzerinde olumsuz etkide bulunur. Sahipliği temsil eden hisse senetleri ise,
enflasyonist karlar nedeni ile daha fazla parasal gelir elde etme ve böylece
enflasyonun etkisini azaltma olanağını verebilmektedir.
Genel fiyat düzeyindeki yükselme menkul
kıymetlerin fiyatlarını farklı derecede etkilemektedir. Bu nedenle enflasyonun
tahvil ve hisse senetlerine olan etkisini ayrı ayrı incelemekte yarar vardır.
Tahviller ve Enflasyon Riski: Bir tahvilin
kalitesi, yatırımcıyı enflasyona karşı koruma kabiliyeti ile ölçülür. Yapılan
araştırmalar, sabit getiri sağlayan menkul kıymetlerin fiyatlarında enflasyonun
etkisinin daha şiddetli olduğunu göstermektedir.
Satın alma gücündeki azalma, tahvillerin verimini
azaltmaktadır. Bu nedenle, enflasyon oranı iyi tahmin edilemez ve gelişmenin
yönü saptanamazsa, tahvillerin reel değeri ve geliri, gerçeğe yakın olarak
saptanamayacaktır. Böylece, tahvile yatırım yapan tasarruf sahipleri, satın
alma riskiyle karşılaşacaklardır.
Hisse Senetleri ve Enflasyon Riski: Hisse
senetlerinin enflasyondan tahvillere göre daha az etkilendiği söylenebilir.
Hisse senetlerinin enflasyona karşı dayanıklı olduğu fikrini ileri sürenler,
enflasyonla birlikte, işletmenin varlıklarının değeri ile satış ve karının
artacağını düşünmektedirler. Bunun sonucu olarak da dağıtılan kar payları ve
hisse senedinin fiyatı yükselecek, yatırımcı enflasyondan zarar görmeyerek
karlı çıkabilecektir.
Diğer bir görüş ise, satışın artmasının direkt
olarak hisse senedi fiyatlarına yansımayacağını , çünkü işletmenin enflasyonla
birlikte maliyetlerinin de artacağını öne sürmektedir. Bundan dolayı hisse
senetlerinin enflasyona dayanıklı olmadığı ifade edilmektedir. Fakat, hisse
senetlerinin enflasyondan en az etkilenen finansal varlıklar olduğu
değerlendirilmektedir.
2.1.2. Faiz Oranı Riski
Faiz oranı riski, piyasa faiz oranının yükselme
veya düşme olasılığını ifade eden bir kavramdır. Piyasa faiz oranında meydana
gelen değişmeler, belirli faiz getirisine sahip menkul kıymetlerin piyasa
fiyatlarında ve dolayısıyla verimlerinde değişmelerin meydana gelmesine yol
açmaktadır. Faiz oranı riski, sabit faizle borçlanmayı mümkün kılan menkul
kıymetler için esas olan bir risk türüdür. Sabit getirili menkul kıymetlere
yatırım yapan yatırımcı, piyasa faiz oranının yükselmesi durumunda bundan zarar
görür.
Faiz oranı riski, faiz oranının en düşük olduğu zaman en az, en yüksek olduğu
zaman ise en fazladır.
Faiz oranı riski iki yönlü ele alınabilir. Bir
taraftan faiz oranındaki değişmeler menkul kıymetlerin fiyatını etkilerken, öte
yandan, faiz oranındaki yükselme yatırımcı için kaybedilmiş bir fırsat olarak
ortaya çıkmaktadır. Çünkü, faiz oranındaki yükselme menkul kıymetin fiyatının
düşmesi demektir. Bu nedenle, yatırımcı için enflasyon riskinde olduğu gibi
zarar söz konusu olmaktadır. Sabit getirili menkul kıymetlerin vadesi, faiz
oranları değiştiğinde fiyat üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Çünkü, menkul
kıymetlerin fiyatı ile piyasadaki faiz oranları arasında ters yönlü bir ilişki
bulunmaktadır. Buna göre, faiz oranlarındaki yükselme, fiyatların düşüşünü,
faiz oranlarındaki düşüş ise, menkul kıymetlerin fiyatlarının yükselişini ifade
eder.
Unutulmaması gereken konulardan birisi, piyasa
faiz oranı ile enflasyon arasında sıkı bir ilişkinin varlığıdır. Piyasa faiz
oranının fazla bir değişkenlik göstermemesi için, enflasyon oranının kabul
edilebilir bir seviyede olması gerekir. Çünkü enflasyonist ortamlarda faizler
anlamını yitirmektedir.
Faiz oranı riskinden korunmak için, kısa vadeli tahvillere yatırım yapılabilir,
kısa vadeli tahvillere yatırım yapan yatırımcılar, tekrar kısa vadeli
yatırımlara girişirlerse, bu riskten kurtulma olasılıkları azalır. Eğer
yatırımcılar, gelecekteki faiz oranlarında önemli değişiklikler bekliyorlarsa,
hisse senetlerine yatırım yaparak söz konusu risklerini azaltabilirler.
2.1.3 Piyasa Riski
Sermaye piyasasında, zaman zaman belirli bir
neden veya nedenlere bağlanabilen, bazen de hiçbir geçerli nedeni olmadan,
finansal varlıkların pazar fiyatlarında büyük düşüşler olabilir. İşte, böyle
bir fiyat düşüşünün yatırımcının verimi üzerindeki olumsuz etkisi piyasa
riskini oluşturur.
Piyasa riskinden kaynaklanan fiyat değişmeleri,
şirketin denetimi dışındadır. Beklenilmeyen bir savaşın başlaması veya bitmesi,
seçim yılı olması, politik faaliyetlerin artması, piyasada spekülatif
faaliyetlerin artması gibi faktörler, piyasayı etkileyen psikolojik
faktörlerdir.
Yatırımcıların gelecek hakkındaki bekleyişlerinin karamsar ya da iyimser
olmasını etkileyen bir çok neden, piyasa riskinin etkinliğini arttırıcı ya da
azaltıcı rol oynayabilir.
Piyasa riski, yüksek kaliteli finansal
varlıklardan ziyade düşük kaliteli finansal varlıklar üzerinde daha fazla
hissedilir. Aktif olmayan pazarlarda, aktif pazarlara kıyasla daha yüksek
piyasa riski söz konusudur. Piyasa riski, hisse senetlerini tahvillerden daha
fazla etkiler. Çünkü, tahvil ve bunlar gibi borçlanma senetlerinin gerçek
değerleri, hisse senetlerinin değerlerinden daha hassas tahmin edilebilir. Bu
özellik, tahvil piyasa fiyatının, bir hisse senedi fiyatına göre piyasa riski
nedeni ile daha az dalgalanmasına neden olur. Yatırımcının çeşitlendirme yoluna
giderek piyasa riskini azaltması veya ortadan kaldırması oldukça uzak bir
ihtimaldir. Çünkü, piyasa riskinin ortaya çıkmasıyla birlikte, tüm menkul
kıymetler aynı yönde hareket etmektedirler. Ancak, kendisini piyasa riskine
karşı korumak isteyen yatırımcı, satın almayı düşündüğü hisse senedinin
fiyatının piyasada meydana gelen değişkenliklere karşı olan duyarlılığını
hesaplamalıdır.
2.1.4. Politik Risk
Dünyada meydana gelen siyasi ve ekonomik krizler,
savaşlar yatırımcıların davranışları üzerinde oldukça etkilidir. Politik riskin
bir başka boyutu da, uluslararası ticaretin hacmi ile ilgilidir. Koruma
girişimleri, kotalar, döviz kurundaki dalgalanmalar veya yabancı sermaye
yatırımları, bu riskin unsurlarını oluşturmaktadır.
Politik risk, politik koşullardaki değişmelerin
menkul kıymetlerin getirilerinde meydana getireceği değişiklikleri tanımlamakta
kullanılan bir risk türüdür. Politik risk, ulusal ve uluslararası siyasi
gelişmelerin bir yansıması olarak ortaya çıkabilir.
2.1.5. Kur Riski
Kur riski, yabancı para cinsinden yapılan
yatırımlarda paraların değerinin değişmesi durumunda ortaya çıkan bir risktir.
Kurlardaki değişiklikle, değişik ülkelerdeki faizler arsında sıkı bir ilişki
bulunmaktadır. Kurlardaki değişkenliğe paralel olarak, yabancı ülkelerde
yapılan yatırımların karlılıkları da değişebilecektir.
Kur riskinden korunabilmek için, yatırımcıların
oluşturacakları uluslararası portföylerin de farklı ülkelere ait menkul
kıymetlere yer vermeleri, kur riskini azaltıcı bir rol oynayabilir.
2.2. SİSTEMATİK OLMAYAN RİSKİN KAYNAKLARI
Toplam riskin diğer bir bölümü olan sistematik
olmayan risk, bir şirket veya sektöre özgü olan risktir. İşçi grevi, yönetim
hataları, keşifler, reklam kampanyaları, tüketici tercihlerindeki değişmeler,
şirket gelirinde sistematik olmayan değişmelere yol açabilir. Sistematik
olmayan faktörler, diğer endüstriler ve genel olarak menkul kıymetler
piyasasını etkileyen faktörlerden bağımsızdır.
Sistematik olmayan risk, çok iyi çeşitlendirilmiş
bir portföyle ortadan kaldırılabilecek bir risk türüdür.
Sistematik riskin kontrol edilmesi imkansızken, sistematik olmayan riskin
kaynaklarında yapılan değişmelerle ve yönlendirmelerle azaltılması veya yok
edilmesi mümkündür.
Sistematik olmayan riskin kaynakları şunlardır:
1.
Finansal risk
2.
İş ve endüstri
riski
3.
Yönetim riski
2.2.1. Finansal Risk
Finansal risk, işletmenin borç ödeme
yeterliliğinin azalmasıdır. Buradaki risk, firmanın faaliyetlerini öz kaynaklarla
veya yabancı kaynaklarla finanse etmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Finansal
risk, firma gelirlerinin borçlanma sonucu sürekliliğini kaybetmesi ve başta
ekonomik olmak üzere, çevresel koşullarda özel ya da genel bir değişikliğe ayak
uyduramayarak, faiz ve kar payı ödemelerini gerçekleştirecek gelir düzeyinin
altına düşmesi tehlikesidir.
Finansal risk, finansal kaldıraç derecesi ile belirlenir.
Hisse senedi ile tahvil karşılaştırıldığında hisse senedinin finansal riskinin
daha yüksek olduğu görülecektir. Çünkü, işletmenin durumu ne olursa olsun,
tahvil sahiplerine olan faiz borcu öncelikle ödenir. Finansal risk,
endüstrideki değişik firmaların menkul kıymetlerinden oluşturulacak çok iyi bir
portföyle azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilir.
2.2.2. İş ve Endüstri Riski
Bazen bir veya birkaç iş kolunda faaliyet
gösteren firmaların, karlarında meydana gelen değişmeler, bu firmalara ait
hisse senedi fiyatlarında belirgin dalgalanmalara neden olmaktadır. Söz konusu
hisse senetlerine yatırım yapan yatırımcı, sermaye ya da gelir kaybına
uğramaktadır.
Endüstride meydana gelmesi beklenen değişmeler, yalnızca o endüstri içindeki
işletmeleri etkilemekte, endüstri dışındaki işletmeleri etkilememektedir.
Endüstride meydana gelmesi beklenen değişmeler, ekonomik koşullarda meydana
gelen değişmelerle, yasalarda ve tutumlardaki değişmelerden
kaynaklanmaktadır.Endüstri koşullarında meydana gelebilecek değişmeler dikkate
alınıp, işletmenin gelir ve giderlerinin ne yönde etkilenebileceğini tahmin
etmek gerekir.
Sistematik olmayan risk türlerinden olan iş ve
endüstri riskini de iyi bir çeşitlendirme yardımıyla kontrol etmek mümkündür.
2.2.3. Yönetim Riski
Yönetim riski, işletmelerin iyi veya kötü
yönetilmelerine göre ortaya çıkan bir risk türüdür.
İşletmelerin başarıları büyük ölçüde yönetici
kadroların yeteneklerine bağlıdır. Yapılan araştırmalar, işletmelerin
başarısızlıklarının yönetim hatalarından kaynaklandıklarını ortaya koymuştur.
Yönetim hataları sonucu, işletmelerin satışları ve karı azalabileceği gibi riski
de artabilir. Bu gelişmeler kuşkusuz hisse senetleri fiyatlarında düşüşe yol
açar.
Bundan dolayı, sermaye piyasasının geliştiği ülkelerde, işletmelerin başına
başarılı yöneticilerin getirilmesi ile birlikte, işletmelerin hisse
senetlerinin fiyatlarının arttığı görülmüştür. Yönetim riski, hisse senedi
sahiplerini tahvil sahiplerine göre daha fazla etkileyen bir risktir. Bu
nedenle hisse senedine yatırım yapan kişiler veya kurumlar, yatırım yapacakları
işletmenin yöneticilerinin kalitesine büyük önem verirler.
Yönetim riskini de çok iyi çeşitlendirilmiş portföy yardımıyla ortadan
kaldırmak mümkündür.
3. YATIRIMLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ; RİSK
VE GETİRİ
Yatırımlar ilerideki dönemlerde elde edilecek
getiri bekleyişiyle bugünden elden çıkarılan paralar olarak tanımlanabilir.
Ancak, ileriki dönemlerde elde edilmesi beklenen kazançlar çoğu zaman
belirsizlik altındadır. Çünkü gelecek belirsizdir. Bu nedenlerle, yatırımlar
değerlendirilirken getiriler kadar bu getirilerle ilgili olan risk de
incelenir.
Yukarıda bahsedilen risk ve getiri ilişkisi,
bireyler için de geçerlidir. Bireyler yatırımlarıyla, ilerdeki dönemlerde gelir
yaratarak, tatmin düzeylerini yükseltmeye çalışırlar. Yatırımların getirisi
önceden bilinemeyeceğinden, bireysel yatırımların da riski vardır.
3.1. RİSK VE KAZANÇ
Yatırımcı için yatırımın değeri, yatırımın
beklenen kazancı ile riskine bağlıdır. Matematiksel bir anlatımla yatırımın
değeri, beklenen kazanç ve riskin fonksiyonudur.
D = f ( B , R )
Burada;
D = yatırımın değeri
B = beklenen kazanç
R = risk,
olarak kullanılmıştır.
Yatırımların değerini bu şekilde tanımladıktan
sonra beklenen kazanç ve riskin ölçüsünü bulmak ve fonksiyonun şeklini
tanımlamak gerekmektedir. Çok sayıda kuramsal sonuca varmak için fonksiyonun
şeklini tanımlamak gerekmemekte, beklenen kazanç ve riskin ölçülerinin
tanımlanması yeterli olmaktadır. Ölçülerin tanımlanmasında ise yaygın olarak
istatistiksel kavramlar kullanılmaktadır.
Finansal yatırımların değerlendirilmesinde kazanç
beklenen değerle, risk ise varyansla (veya varyansın kare kökü
olan standart sapmayla) ölçülmektedir.
Bilindiği gibi belirsizlik ortamında beklenen
değer, sonuçların ortalama değerini ölçmeye yarayan bir ölçüdür. Ortalama
bulmada beklenen değer ölçüsünün yaygın kullanılmasının nedeni, bu ölçünün
yaygınlığı ve aritmetik işlemlere yatkınlığıdır.
Yine bilindiği gibi, varyans veya standart sapma,
sonuçların dağılımını ölçen bir ölçüdür. Belirsizlik ortamında sonuçların
dağılımı beklenen değerden sapmalar yardımıyla ölçülebilir.
3.2. OLASILIK DAĞILIMI
Bir olayın olasılığı, o olayın ortaya çıkma şansı
olarak tanımlanabilir. Yatırımdan beklenen getirilerin ne kadar olacağını
önceden tam olarak tespit etmek güçtür. Ancak, getirilerin olasılık
dağılımlarını oluşturmak mümkündür.
Olasılık dağılımı ise bütün muhtemel olaylar ve sonuçları ile bu olayların
olasılıklarının belirlenip ortaya konmasıdır. Olasılık dağılımlarının objektif
veya sübjektif yapılması söz konusu olabilir. Objektif olasılık dağılımı,
geçmiş verilere dayanılarak yapılır. Sübjektif olasılık dağılımı ise, kişinin
bekleyişleri ve tahminleri doğrultusunda düzenlenir. Örneğin, bir hava
tahmincisi “bugün güneşli olma olasılığı % 40, kapalı olma olasılığı ise % 60
diyebilir. Hava tahmincimiz için olasılık dağılımını aşağıdaki gibi
gösterebiliriz:
|
Sonuç
( 1 )
|
Olasılık
( 2 )
|
|
Güneşli
Kapalı
|
0.4=% 40
0.6=% 60
1.0=%100
|
Muhtemel sonuçlar birinci sütunda, bu sonuçlara
ait olasılıklar ise ikinci sütunda gösterilmiştir. Burada olasılıkların
toplamının 1.0 e veya % 100 e eşit olduğuna dikkat edin.
Olasılık dağılımının başka bir örneği olarak, A
Hisse Senedi veya B Hisse Senedine yaptığınız 10 Milyar TLlik yatırımın
muhtemel getiri oranını göz önüne alın.
1.
A Hisse Senedi
|
Ekonominin durumu
|
Bu durumun ortaya çıkma olasılığı
|
Bu durum altında oluşacak getiri oranı
|
|
İyi
Normal
Kötü
|
0.3
0.4
0.3
1.0
|
% 100
% 15
- % 70
|
2.
B Hisse Senedi
|
Ekonominin durumu
|
Bu durumun ortaya çıkma olasılığı
|
Bu durum altında oluşacak getiri oranı
|
|
İyi
Normal
Kötü
|
0.3
0.4
0.3
1.0
|
% 20
% 15
% 10
|
Burada, her iki hisse senedin yüksek kar
sağladığı, yüksek kar payı dağıttığı iyi ekonomik durumun olasılığının % 30,
ortalama getirilerin beklendiği normal ekonomik durumun olasılığının % 40 ve
düşük kazanç ve kar payı ve hatta sermaye kaybına neden olabilecek kötü
ekonomik durumun olasılığının % 30 olduğunu görüyoruz. Böyle olmakla beraber A
Hisse Senedinin getiri oranı, B Hisse Senedininkinden daha fazla dağılım göstermektedir.
Burada B Hisse Senedinin hiç kaybetme olasılığı yokken A Hisse Senedinin hiç de
küçümsenmeyecek %70’lik bir kayıp olasılığı, yani 10 Milyar TL den 3 Milyar TL
ye düşme olasılığı vardır.
3.3. BEKLENEN GETİRİ
Menkul kıymetlere yatırım yapan yatırımcılar,
menkul kıymetin türüne göre kazanç beklemektedir. Söz konusu kazanç, faiz
geliri, kar payı ve menkul kıymetlerin fiyatındaki artışın neden olacağı
değerlerdir. Genellikle yatırımcılar, getirisi ve fiyatı istikrarlı olan menkul
kıymetlere yatırım yaparak risklerini minimize etmek isterler.
Bilindiği gibi menkul kıymetlerin getirisi, ekonominin, endüstrinin ve
işletmenin durumundaki değişmelerle yakından ilgilidir. Ayrıca, yatırımlardan
beklenen getiri oranları menkul kıymetin türüne göre de değişmektedir. Örneğin,
devlet tahvili ve özel sektör tahvillerinden beklenen getiriler farklıdır.
Devlet tahvilleri, riski en az menkul kıymet kabul edildiğinden, beklenen
getiri risksiz faiz oranı olarak kabul edilir.
Bu getiriye risksiz faiz oranı denilmesinin
nedeni, sağladığı getirilerin kesin olmasındandır. Çünkü, tahvilin anapara ve
faiz ödemeleri devletin garantisi altındadır. Yatırımcı, devlet var olduğu ve
hazine iflas etmediği sürece beklediği getiriyi elde edecektir.
Yatırımcılar, devlet tahvili veya hazine bonosu
dışındaki yapacakları yatırımlardan, risksiz faiz oranının üzerinde bir getiri
beklerler. Çünkü, diğer yatırımların geri dönmeme veya ödenmeme riski vardır.
Bu nedenle, beklenen getiri, risksiz faiz oranı ve bir risk priminden meydana
gelir. Kısaca belirtmek gerekirse, yatırımcıların elde etmek istedikleri
getiri, riskin büyüklüğüne bağlı olarak belirlenmektedir.
Beklenen getiri, belli bir dönem getirileri ile
bu getirilerin gerçekleşme olasılıklarının çarpımının toplamıdır.
Başka bir deyişle, beklenen getiri, risk veya belirsizlik ortamında beklenen
değer sonuçlarının ortalama değerini ölçmeye yarayan bir ölçüttür.
Her sonucu oluşma olasılığı ile çarpar ve
sonuçların toplamını alırsak, sonuçların ağırlıklı ortalamasını
almış oluruz. Ağırlıklar olasılıklardır ve ağırlıklı ortalama ise beklenen
değer olarak tanımlanır. Önceki örneğimize dönecek olursak, A Hisse
Senedinin getiri oranının beklenen değeri aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi %
15 tir.
|
Ekonominin durumu
(1)
|
Bu durumun ortaya çıkma olasılığı
(2)
|
Bu durum altında oluşacak getiri oranı
(3)
|
( 2 ) X ( 3 )
(4)
|
|
İyi
Normal
Kötü
|
0.3
0.4
0.3
1.0
|
% 100
% 15
- % 70
|
% 30
% 6
- % 21
% 15
|
Beklenen değer aynı zamanda aşağıdaki şekilde de formülize
edilebilir;
Beklenen değer =
E = P r
Burada,
E = muhtemel
sonuçların ağırlıklı ortalaması ( beklenen değer )
r = j’ nin
i’nci muhtemel sonucu
P = i’nci
sonucun olasılığı
N = muhtemel sonuç sayısıdır.
A Hisse Senedine ait verileri kullanarak beklenen getiri
oranını hesaplayabiliriz;
E
= P (r ) + P ( r ) + P ( r )
= 0.3 ( % 100 ) + 0.4 ( %
15 ) + 0.3 ( - % 70 ) = % 15
Aynı şekilde B Hisse Senedine ait beklenen getiri oranını da
hesaplayabiliriz;