ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin temelinde annenin ve
babanın davranışlarını buluyoruz. Onların tek tek kişilikleri, birbirlerine
olan davranış ve tutumları ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve davranış
biçimleri gerçekten çok önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminde,
özellikle anne ve baba davranışlarının büyük rolü vardır.
Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı
anne ve babası gibi davranır.
Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine
yöneltilen davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da yanlış
olduğunu gözetmeden... İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni ile...
Bazıları da, kendi anne ve baba
davranışlarını bilinçli bir yorum süzgecinden geçirir ve en iyisini, en
doğrusunu uygulamaya çalışır.
· “Benim doktor olmamı isterdi, annem... Olamadım...
Bari oğlum doktor olsun. Bunu sağlamak zorundayım...”
YA DA
· “Okutmak için boşuna zorladılar beni...
Zamanım boş yere harcandı. Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata
atılsın ve para kazansın.”
YA
DA
· “Onun annesi ve babası olarak görevimizi
seve seve yapacağız. Neye yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek,
yetiştirmek, mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz
bizim...”
Bu ve benzeri davranışlara çok sık
rastlamaktayız. Genellikle çocukların öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın,
idealleri büyük rol oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini
gerçekleştirmek istemektedirler. Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan “BÜYÜK
ÇOCUKLAR” dır bunlar... Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk sorunlarından
sıyrılamamış olan büyük çocuklardır.
Çocuk hep inceler;
bilir misiniz? Belli ederek ya da etmeyerek çocuk hep inceler. Ve zamanı
gelince öyle bir konuşur ki şaşırır büyükler.
ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ VE KARDEŞLİK SIRASI
Çocuğun benlik gelişimi iki yaşından itibaren
gelişmeye başlar. Çocuk ailesinin de yardımıyla kendi kendini tanır ve
değerlendirir. Kişisel özelliklerinin yanı başında annesinin, babasının,
ailesinin ve çevresinin ona olan davranışları yer almaktadır. Aile ve çevre
etkileri kişilik gelişiminin çok önemli faktörleridir. Ayrı ortamlarda, ayrı
şartlarda ve farklı eğitimle yetiştirilen kardeşler arasında görülen
ayrıcalık bu gerçeği kanıtlamaktadır. Hatta kardeşlik sırasında bile anne ve
babanın çocuklarına olan farklı davranışları, onların kişilik gelişimlerinde
önemli rol oynamaktadır.
Tek çocuk genellikle yalnız, güvensiz ve
egosantrik çocuktur. Yani, kendisini dünyanın merkezi gibi düşünür. Aile
çevresinin, özellikle aile büyüklerinin kendisine gösterdikleri önceliğe çok
alışmış ve bunu adeta bir hak olarak kabul etmiştir. Devamlı olarak
büyüklerinden yardım ve destek bekler. Hemen her isteğinin yerine getirilmesine
alışıktır.
Tek çocuğun çevre ve arkadaşlık ilişkileri
sağlıklı gelişemez. Çünkü çocuk başkalarını da ailesi gibi kullanmak isteyince
dirençle karşılaşacaktır. Hemen her çocuk yeni doğan kardeşini kıskanır.
Annesinin ve çevresinin tek insanı, tek sevgilisi iken birden bire tahtını
kaybetme tehlikesi ile karşılaşan bir hükümdar gibidir. İkinci plana itilme
üzüntüsünün yanı sıra, annesini paylaşma sorunu onu son derece üzer.
Kardeşlik sırası, yönünden en küçük
çocuk olmak, tek çocuk olmaya kısmen benzer. İlgi çeken, sevilen, hep küçükmüş,
hep küçükmüş gibi davranılan çocuktur. Abla ya da abileri olması açısından
şanslıdır. Yapayalnız değildir. Paylaşmaya az çok alıştırılmıştır. Yine de tüm
işleri, tüm sorumlulukları büyükleri tarafından benimsenip çözümlenir. Küçük
çocuğun sorumluluk duygusu çok geç gelişir. İlgi, sevgi, şefkat yönünden ise
söylenecek söz yoktur. Hepsini bol bol almanın mutluluğunu yaşar.
OKUL – ÇOCUK – AİLE
Çocuk için okul hem aile yaşamının devamı, hem
de dış dünyaya açılan ilk kapıdır. Bu eğitim kurumu, çocuğa bir şeyler
öğretmekle görevini tamamlamış sayılamaz. Yuva sıcaklığını devam ettirerek,
çocuğu dış dünya ile uyum sağlamaya hazırlayacaktır, okul... Bu yönden çocuğun
ikinci evi, ikinci yuvası sayılır.
Çoğu kez evdeki sorunlar, okulda devam
eder. Çocuk, zekası, yetenekleri, ve kişiliği ile ikinci annesinin, yani
öğretmeninin elinde ve gözetimindedir. Ona eğilecek, onu anlayacak, onu
eğitecek ve değerlendirecek öğretmeninin...
Tüm ömrünü eğitim ve öğretime adamış bir
öğretmenin şu sözleri üzerinde dikkatle durmaya değer: “Çocuğun sorumlu ve
bilinçli öğretmeni, bilgi kaynağı olmanın yanı sıra, bazen doktor, bazen
hemşire, hemen her zamanda bir psikolog gibi onu anlayıp kavrayacak insandır.
Ve öğretmen ister erkek ister kadın olsun, her şeyden önce bir anne şefkati ve
anne sevgisi demektir. Çünkü çocuğun bir üvey annesi olabilir... Üvey anne gibi
davranan bir öz annesi de olabilir. Öğretmenin bilinçle, dikkatle
üzerinde durması gereken tek gerçek şudur ki; ÜVEY ANNE OLUR AMA, ÜVEY ÖĞRETMEN
OLMAZ.”
Bu kurala içtenlikle uyulmuş olsa, çocuk
kendisini yalnızca başarısı ile değerlendirilen bir araç gibi hissetmeyecektir.
Bir varlık olarak, bir insan olarak sevilip önemsenmesinin mutluluğunu
yaşayacaktır.
ÇOCUĞUN RUH SAĞLIĞI
Her insan için ruh sağlığı, kendi kendisiye ve
çevresiyle uyum içinde olmak demektir. Freud, “sağlıklı insan, çalışan ve seven
insandır”der. Bir bakıma hem kendimizle, hem de başkalarıyla barış içinde
olmaktır.
Çocuğun ruh sağlığında ise sağlıklı bir üçgen
söz konusudur. Hem annenin hem babanın hem de çocuğun uyumlu, huzurlu ve
sağlıklı olmasından kaynaklanıp oluşacak bir üçgen...
Cezadan, katı ve sert önerilerden kaynaklanan
eğitim, çocuğun ruh sağlığını zedeler. Uyum, bir esnekliktir. Duygusal ve
düşünsel iletişim, anlayış, iyi niyet ve hoş görü ile gerçekleşir.
Saygıyla ve sabırla dinlemeyi bilmeden,
öğrenmeden konuşmaya kalkışırsak, bizi de dinlemezler. Yaşam içindeki her
değişikliğe, her yeniliğe, tatlı bir uyumla yaklaşabilmektir, ruh sağlığı...
Ürkütmeden, korkmadan, paniğe kapılmadan... Çocuk açısından ifade etmek
gerekirse: “Ürkütülmeden, korkutulmadan...” Nefes alır gibi rahat,
sevecen ve adeta yaşam mucizesini merak eder gibi bir uyumdur bu. Sevecen ve
hayret... Tanışma, bilme ve öğrenme isteği...Tüm yaşamla dost ve barışık
olmak...
Çocuk ruh sağlığı açısından ailenin, yakın
çevrenin ve okulun ne büyük sorumluluklar taşıdığı ortadır. Çok değerli ve çok
ince bir malzemeyi büyük bir özenle tanımak, iyi ve doğru değerlendirmek...
İlgi ve bilgi yanı sıra, sabır, anlayış ve sevgi isteyen bir uğraş söz
konusudur. Gerçek ilgi ve sevgi ile, ilgi ve sevgi gösterisini çocuk pek çabuk
ayırdeder ve asla affetmez. Kazandırılan olumlu değerler bir çırpıda yok olabilir.
mutsuz, huzursuz, kırıcı, yanlış, öfkeli baş kaldırmalara dönüşebilir. Çoğu kez
“EKTİKLERİMİZİ BİÇERİZ” de ondan.
ÇOCUKTA UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
İnsanın hatta yaşamın küçük bir örneğidir,
çocuk. Yaşıyla küçük, vücut gelişimiyle küçük; fakat anlamı ve önemi ile
kocamandır. Çünkü durmamacasına akıp giden yaşam nehrinin arı-duru su
damlasıdır, çocuk.
Çocuğun doğuştan sahip olduğu fizik, fizyolojik
ve psikolojik özellikler, anne-baba, bazen bir bakıcı ve daha sonra yakın çevre
ve okul tarafından gözlemlenir, ilgilenilir ve geliştirilmeye çalışılır.
Psikolojik gelişimin ilk kaynağı doğum olsa da ana-baba ilgisi, çocuğa ver,ilen
öğrenim ve eğitim büyük önem kazanmaktadır. Psikolojik gelişimin ikiz kardeşi
diyebileceğimiz bir başka gelişimde,
Sosyal GelişimÞ
yani çocuğun çevreye uyum göstermesi, duygusal-düşünsel iletişim içinde
bulunması,yani sosyalleşmesidir.
Sağlıklı büyüyen çocuğun uyku, meme, mama
sorunu pek olmaz. buradaki sağlık, yalnızca çocuğun sağlığı değil;
anne-babasının sağlığı da, anne-babanın beraberliklerindeki düşünsel-duygusal
uyum anlamına gelir.
Niçin ağlar çocuk? Neden huysuzlaşır? Karnı aç
değilse, organik bir nedeni yoksa niçin ağlar çocuk?
“ Ya psikolojik anlamda canı yanmıştır,
üzmüşlerdir, azarlamışlardır, kırmışlardır onu...”
“ Ya da öylesine yalnız ve ilgisiz
hissediyordur ki kendini, sevin beni, ilgilenin benimle lütfen der gibi
ağlıyordur...”
Mutsuz,
yalnız ve huzursuz çocuk ya her fırsatta ağlar, ya çevreye büyük tepkiler
geliştirir, yaramazlık ve uyumsuzluk örnekleri sergiler... Ya da tümüyle
sessizleşir ve içine kapanır. Susar, susar... En büyük sorunda bu suskudur.
Kendi yalnız dünyasına hiç kimseyi almak istemiyormuş gibi görünmez bir duvar
örüp suskuya ve yalnızlığa sığınma... Aşılması en zor duvar ve en dayanılmazı
budur.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
Okul öncesi eğitimin ilkeleri :
1.
Sevgi
2.
Tutarlılık –
Süreklilik
3.
Özgürlük ve disiplin
arası bir denge
4.
Bağımsız ve kendine
yeten bir tarzda yetiştirmek
5.
Eğitim düzeyi, gelişim
düzeyine uygun olmalı
6.
Oyun-yaratıcı oyun
etkinlikleri
7.
İstenilen davranışı
yerleştirmek için ödül
8.
Etiketlere uygun
davranışlar
9.
Çevrenin uyarıcı
niteliği
10.
Acı ve sevincin
paylaşılması
Grup içerisinde bir çocuk, işbirliği yapmayı,
birlikte herhangi bir işi yapmayı- planlamayı, diğer çocukların fikirlerine
saygı göstermeyi, yabancılık hissetmeden bir işe başlamayı, iyi ya da kötü bir
sonuç alındığında bunu arkadaşları ile paylaşmayı öğrenir. Bir çok el
alışkanlıkları okul öncesi eğitim kurumunda kazanılır. Yukarıda saydığımız
davranışların kazandırılmasında oyun, çok önemli bir araçtır.
Oyunun ne gibi yararları vardır :
a. Bedensel olarak duygusal, zihinsel, sosyal
hatta cinsel bakımdan da gelişir. Çocuk için oyun, zamanın iyi geçirilmesini
sağlayan bir araç değil aynı zamanda gelişimini de sağlayan bir yapıdır.
b. Oyun çocuğa hareket özgürlüğü sağlar.
c. Çocuğun kendisini yönettiği, denetlediği
bir hayal dünyasını yaratmasını sağlar.
d. Araştırma, merak, macera veya serüven gibi
motivelerin etkisiyle oyun oynamaktadırlar. ( Daha çok erkeklerde )
e. Dil gelişimini hızlandırır.
f.
Çocuk oyun içinde
bedensel yapısını denetim altına alır. Bilgi ve dikkat toplama oyun ile
gelişir.
g. Yetişkin rollerini oyun sürecinde
oynayarak benimser.
h. Öğrenmek için en dinamik, en canlı ortam
ve yöntemleri oyun sağlar.
i.
Karar verme akıl
yürütme yeteneği oyun ile gelişir.
j.
Özellikle grup
oyunları ile kendi beklentilerinden kurtulur.
k. Oyun içinde ruhsal gerginlikler,
sıkıntılar yok olur. Oyunun tedavi edici gücü vardır.
l.
İnsan yaşamının
sürekliliği için, oyunun yaşamsal bir önemi ve sürekliliği vardır.
m. Oyun insanı cezalandırır ve mutlu eder.
Çocuk
Oyunlarının Özellikleri
1.
Oyun belirli bir sıra
ve evrim izler.
2.
Oyun etkinliklerinin
sayısızlığı ve çeşitliliği, yaş büyüdükçe azalır.
3.
Çocuğun yaşı
büyüdükçe, dikkat süresi de uzar. Kendisini daha uzun süre bir işe verebilir.
4.
Çocuk istediği zaman,
istediği şekilde, istediği şeyle oynar.
5.
Hiçbir zaman akılcı
bir şekilde bir oyuncağa bağlı değildir.
6.
Çocuk büyüdükçe beden
durgunlaşır. Daha sakin ve zihinsel becerilerle bedeni uyum içinde çalıştıran
oyunlara yönelir.
Yaşlara Göre Oynanan Oyunların Türleri
0-2 Yaş : çocuklar bireysel oyun
oynarlar ve çevreleri ile farklı etkileşimler kuramazlar. Renkli dikkat çekici
oyunlarla oynar.
3 Yaş : Yüksek yerlerde yürümeyi
denerler. Takla atma ve tırmanma eylemleri yapabilirler. Yeni oyunlar
yaratırlar ve oynarlar. Daha çok evcilik, doktorculuk, bakkalcılık... gibi
oyunlar oynarlar.
4 Yaş : Resim yaparlar, yapılar kurarlar
ve kendi yaptıkları şeylere hayranlık duyarlar. Yaptığı şeyi zevkle seyreder.
Müzikten, şarkı söylemekten, dans etmekten çok hoşlanırlar. Özellikle ritimli
müzikten çok hoşlanırlar ve büyük zevk alırlar. Resimli kitapları çok severler.
Hayal gücünü uyaran kitapları tercih ederler.
5 Yaş : Tek başına ya da bir yetişkinin
yanında oynamaktan hoşlanır. Bedensel etkinlikleri arttığı için ip atlama,
paten kayma, salıncakta sallanma; el becerisi arttığı için, kesme, yapıştırma,
çizim yapma, resim yapma ya da bir resme harfi, sayıyı ekleme, kopya etme,
parçalı bilmeceleri birleştirme gibi oyunlar oynarlar.
6 Yaş : Bu yaş çocuğu oyunu bir iş gibi
görmektedir. Boyama, yapıştırma, kesme ve çizim yapmayı sever. 6 yaşındaki
çocuk dengeyi sağladığı için bedenini kontrol eder. Top, ip atlama, yüzme gibi
oyunları tercih etmektedir. Çocuğun bunları yapması için bazı bedensel oyunlara
da izin vermeliyiz.
OKUL ÖNCESİ KURUMDAKİ ÖĞRETMENİN ÖZELLİKLERİ
Yeniliklere açık, kendine saygısı olan ve
kendini tanıyan, güvenilir, sağlam bir kişiliği olan ve davranışlarda tutarlı
olan bir kişilik özelliğine sahip olmalıdır. Öğretmenin çocukları sevmesi ve
onlarla olmaktan mutlu olması gerekir. Öğretmen, alanında bilgili, becerikli ve
aktif olmalıdır. Özellikle çocuklarla dostça ilişkiler kurabilmelidir. Her tür
farklı soruya cevap verebilecek kadar hazırlıklı olmalıdır. Öğrencilerin olumlu
davranışlarını değerlendirmelidir. Espri yeteneği olmalı, şakacı olmalı,
özellikle küçük çocuklarla uğraşıyorsa çocuklarla birlikte neşelenmeli,
gülmelidir. İşte o zaman arada çok güzel duygusal bir bağ olacaktır.
ÖĞRETMEN
ÇOCUK İLİŞKİLERİNİN GENEL DOĞRULTULARI
1.
Çocukla
birlikte olmalı, arkadaş gibi davranmalı ama hiçbir zaman
çocuklaşmamalıdır.
2.
Öğretmen ne
öğreteceğim yerine hangi eğitsel faaliyeti nasıl öğretebilirim endişesi içinde
olmalıdır.
3.
Çocukları
geriden gözleyip anlam gelişimine katkıda bulunabilir. Doğal halde
gözlemlemelidir. Çocuklar genellikle yetişkinlerle birlikte olmaktan sıkıntı
duyarlar. Bunun nedeni yetişkinlerin çocuk üzerinde koyduğu baskı ve çocuğun
yetişkin tarafından anlaşılmadığı düşüncesidir.
4.
Öğretmen aynı
anda birden fazla çocukla ilgili olmalıdır. Bunu grup faaliyetleri ile
yapabilir.
5.
Çocuklara
karşı ön yargılı olmamalıdır. Çocukların değerlerinden alçak gönüllü olmaya
dikkat etmelidir.
6.
Öğrencilerin
birbirleriyle iyi ilişki kurmasında öğretmenin rolü vardır. Öğretmen bunu
yaparken öğrencilerin birbirleri ile saygılı olmasını, ilişkilerinden zevk
almasını sağlamalıdır. Çocuğu ödüllendirmelidir. Sınıf içerisinde sevilen
öğrenci ile sevilmeyen öğrenci bir araya getirilerek sınıf içerisinde bir
kaynaşma sağlanmalıdır.
7.
Problem çözme
yeteneğinin sağlanmış olması gerekir. İnsan adeta problem ağına düşmüştür.
Çocuğun problemlerle başa çıkmasının öğretilmesi gerekir. Kendi sorunlarına
sahip çıkmalıdır. Kendi kararlarını kendi vermesini ve kendi kendini
denetlemeyi öğrenmelidir.
ÇOCUK NEYİ ÖĞRENİR?
Eğer
bir çocuk kınanarak yaşarsa
suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar
içinde yaşarsa kavga
etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilerek
yaşarsa
sıkılganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa
suçluluk duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle
yaşarsa
sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk teşvik
edilerek yaşarsa
güvenmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk değer
verilerek yaşarsa
saygı duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk eşitlik
ortamında
yaşarsa adaleti
öğrenir.
Eğer bir çocuk güven duygusu
içinde
yaşarsa inanmayı
öğrenir.
Eğer bir çocuk beğenilerek
yaşarsa
kendisinden hoşlanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa
dünyada sevgi aramayı öğrenir.
Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse
saldırganlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse
güvenmeyi öğrenir.
Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür;
çocuk yaşadığını öğrenir.
Etiketler: