ANAOKULU VE İLKOKUL ÇAĞI ÖZELLİKLERİ
İlginin kendi üzerinde toplandığı bir ev ortamından okul
ortamından okul ortamına geçiş ve çok sayıda insanla ilişki kurma her çocuğun
bir bocalama dönemine girmesine neden olmaktadır.
ANAOKULU: Fazla
yorulurlar, sık sık dinlenme ihtiyacı içinde bulunmaktadırlar. Uyku Süresi 12
saat gece, 2 saat gündüzdür. Bu devrede sağ sol elini kavramıştır.(sol eli
kullanan bir çocuğa sağ eli kullanma zorunda bırakılırsa çocukta sinirlilik,
kendini suçlu hissetme bazen de kekemelik gibi uyum sorunları olur.) 3-6 yaş
çocuğu soru sormaktan çok hoşlanırlar. Bu devrede merak ve hayal gücü
zirvededir. Bu hayal gücünü sorularda kullanır. Bizim yapacağımız: Bu durumunu
resimde, oyunda hikayede kullanabiliriz. Bu devrede kıskançlık duyguları
oldukça yaygın görülmektedir. Çünkü bu devrede ilgi şefkat, beğeni çocuklar
için çok önemlidir. Buna bağlı olarak çocukta ilgi çekme, kapris yapma
eğilimi artmaktadır. Sınıf içerisinde öğretmen çocukla ilgilenmezse kendi Çok
değersiz hisseder ve duygusal sorunlar yaşamaya başlar. Bu yaşlarda çocuğun
saldırgan davranışlarını denetleyebilmeyi öğrenebilmesi için yasak olan
şeylerin gerisindeki nedenler ona aklının erebileceği bir biçimde açıklanmalı
ikna edilmeye çalışılmalıdır. Yine bu sorunları halledebilmek için oyun
terapisi yapılabilir.
İLKOKUL : 9-10
Yaşlarında çocukların vücut kimyası değişmektedir. Kızlarda ilkokulun son
yıllarında ani bir boy artışı görülür. Erkek çocuklarda ortaokulun sonlarında
boy artışı görülür. Bu devrede oyunda başarılı olamayan çocuklar gurup dışı
edilirler. Kızlarda bir tepki olmaz . Bu nedenle erkek çocuklara dikkat
edelim. Oyunlara katılmalarını sağlayalım. Bu devrede çok hareketlidirler. Bu
ataklık ve hareketlilik bir çok kazaları beraberinde getirmektedir. Çocuk hastalıklarının çoğu
ilkokul 1. Sınıf devresinde artar. 2. Sınıfa doğru yavaş yavaş direnci
artmaya başlamaktadır. İlkokul devresinde beden ergenlik öncesinin ani boy
artışı ve ergenlik çağının cinsel büyümesi için enerji depolar. Bu zamanlarda
eklemlerin hala yumuşak oluşu nedeniyle dik oturma ve iyi yürüme
alışkanlıklarının kazandırılması gerekmektedir.
Zihinsel Özellikleri: öğrenmeye heveslidir. Konuşmaktan ve
sorulara cevap vermekten çok hoşlanırlar. İlkokul çocuğu çok konuşmayı sevdiği
kadar iyi bir dinleyici değildir. Öğretmen bu alışkanlığı kazandırmalıdır.
Yine bu devrede mantıkî bir düşünceden yoksundur. İlkokula yeni gelen çocuklar
hayvan masallarından , çocuk- hayvan dostluklarını içeren hikayelerden
hoşlanırken, ilkokulun ortalarında kahraman çocuk serüvenlerinden daha sonra
yiğitlikten bahseden konulardan hoşlanırlar. Çocuk kendini kahraman yerine
koyarak dinler. Bu devrede biz edebiyat derslerinde kitap tartışma oturumları
düzenleyebiliriz. Bu da eleştirme ve beğeni yeteneğinin gelişmesini sağlar.
Sosyal Özellikleri: Öğretmenin beğenisini her şeyin üzerinde tutarlar. Onlara
dikkat etmek gerekir. Bazen bir aferin çocuğun kendi saygınlığını kazanmasına
yol açar. Bu dönemde sık sık kızlar ve erkekler kendi gurupları içinde karşı
cinsten olan arkadaşlarına itici ve aşağılayıcı sözler söylerler. Bu nedenden
dolayı aynı sıraya oturtturmak faydasızdır.
Duygusal
Özellikleri : öğretmenin sıcak ilgisi , eğlenip oynayacak ortamın varlığı
çocuğun kısa bir süre içinde gevşeyip rahatlamasına yardım eder.
KONU: İLETİŞİM VE ÖZELLİKLERİ
Bir ülkenin trafik düzeni o toplumun
insan ilişkilerini yansıtan önemli göstergelerden biridir. Bazı kimseler
konuştukları kişilerin sözlerini sürekli olarak keserler. Bu kişiler sözlerini
kestikleri kimselerden sosyal mevki prestij yada yaş yönünden büyük olasılıkla
daha büyüktür. Bu kişiler sanki karşısındaki konuşmuyormuş gibi istedikleri
anda söze başlarlar. Büyük araçların küçük araçların yollarını sanki küçük
araçlar yokmuş gibi davranmaları arasında benzerlik vardır. Bir aracın
sürücüsü yolda kendinden başka araç yokmuş gibi davranırsa trafik kazası olur.
Bir kişi konuşurken karşısındakini nasıl etkilediğini düşünmeden kendi bildiği
yönde istediğini söylerse aynı trafikte olduğu gibi İletişim kazası olur.
Kazalara yol açan nedenler bilindiği derecede azaltılabilir.
** İletişimin İçerik Düzeyi: a)
sen okula gidecek misin
b) siz okula gidecek misiniz
c) okula gitmeyi düşünüyor musunuz.
Cümleler aynı içerikte fakat farklı
ilişkileri ifade eder.
1.
Cümlede konuşanın kendini diğer kimseyle ya eşit yada ondan daha güçlü
gördüğünü anlarsınız .
2.
Cümlede konuşanın cümlede eşit ama resmi bir ilişki içinde
düşünebiliriz.
3.
Cümlede diğerinin karar verme özgürlüğüne saygılı olduğunu belirtiyor.
Örneğin : öğrenci hocaya ; sen okula gidecek misin . dese hoca terbiyesiz der.
Çocukta dese ben okula gidip gitmeyeceğinizi öğrenmek istemiştim. İşin içinden
çıkılmaz. Çünkü suç içerik düzeyindedir.
**Umursamama
iletişimi etkileyen bir etmendir. Bir insana dünyanın en dayanılmaz işkencesini
yapmak istiyorsanız onu umursamamanın baskın olduğu bir ortama koyun. En acı
bedensel işkenceyi yapan işkence yaptığı kişinin varlığını kabul etmiş
demektir. Örneğin : bir evde sevilen bir fare üzerinde deney yapılıyor.
Aileden fareyi umursanmaması istenmiş. Fare dikkat çekmek için ortalıkta
devamlı dolaşıyor. Kimse fareyi aldırmıyor. Fare bu umursanmamayı
kabullenemiyor. Midesine asit salgılıyor. Asit midesini delince fare ölüyor.
İyi bir iletişim için kişilerin birbirini anlaması gerekir.
İletişim sözlü ve sözsüz olmak üzere ikiye ayrılır. Yakın şehirler birbirini
çekemezler Rize-Trabzon Kocaeli–Sakarya vs. Sivas-Kayseri maçı
**İletişim
Ortamı: ortamın psikolojik ve fiziksel özellikleri gönderilen mesajın
yorumlanmasını etkiler. Yaş ve cinsiyet kişilere bağlı özelliklerdir.
Fiziksel özellik olarak: yerin biçimi,
büyüklüğü, ısı, renk, vs etkiler. Yine bir yerdeki insan sayısı çok önemlidir.
Bir sinemada sadece siz olduğunuz zaman filmden zevk alamazsınız. Orada bulunan
insanlarla konuşmadığımız halde kalabalık olması bizi niçin etkiliyor.
Stadyumda siz tek başınıza maç izleseniz sıkıcı olur. Şimdi bir deney yapalım: Üç tane kap alın.
Ayrı ayrı içine sıcak, soğuk, ılık su dökün. Sağ elinizi sıcak suya, sol
elinizi soğuk suya koyalım. Beş dakika bekletelim. Daha sonra iki elimizi de
ılık suya sokalım. Sağ elimiz sıcak sudan geldiği için ılık suyu soğuk
algılayacaktır. Sol elimiz soğuk sudan geldiği için suyu sıcak algılayacaktır.
KONU : BENLİK
Benlik bilincinde çocukluk yaşantıların etkisi çoktur. Kendi
güvensiz değersiz bulan insanlara rastlamışızdır. Bu kişiler sürekli
arkadaşlarıyla kıyaslandıkları için kendilerini akılsız ahmak bilerek
büyümüşlerdir. Benlik bilinci geçmişte kişiye nasıl davrandıkları neler
söylenildiğiyle oluşur.
Benlik bilinci kişinin kendileriyle ile ilgili kafalarında
taşıdıkları bir resme benzetilebilir. Kişi benliğine saygı göstermeyen
kişilere savunmaya geçerler. Saldırganlığın bulunduğu böyle durumlarda kişi
bütün gücüyle kendini savunur. Yani saldırganlık savunmayı doğurur. Çünkü
dinleyen kişi kendi iç dünyası çerçevesinde değerlendirir. Ör: keşke bir
saat önce gelebilseydim. O zaman işlerimiz çok kolaylaşmış olacaktı, dendiğinde
bu kişi kendini geç geldiğinden dolayı zaten suçlu hissediyorsa birden bire
savunuculuğu artacak ve kabahat sende ben nereden bileyim, bu işin bu kadar
önemli olduğunu bana daha önce niye söylemediniz, diye cevap verecektir.
Savunuculuk
iletişimi mahveder. Savunuculuk bireyin benlik bilincini koruma gereksiniminden
kaynaklanır. Konudan söz etmek yerine karşısındakine nasıl göründüğünü düşünür.
Zihni nasıl yeneceğine, karşı koyacağına yorar. Savunucu kişi yargılayıcı,
umursamaz tutuma sahiptir. Dinleyici kişi konuşanın kendini üstün görmediğini
anlarsa işbirliğine açık bir tutum içine daha kolaylıkla girebilir. Karşılıklı
güven ve saygı olur. Kendine güveni yüksek olan kişilerin başkaları tarafından
beğenilmeye gereksinimi daha az, kendi benliğini değersiz gören, kendine güveni
olmayan kişilerin ise daha çoktur. Kişi kendi kendine konuşurken benliğini
şekillendirir.
Kişiye
ait ülküleştirilmiş benlik vardır. Hayal ettiği ve olmak istediği benliktir.
Bu iki benlik arasındaki farkın fazlalığı bireyin benliğine saygısını
düşürmektedir. Kendini yerersiz bulmasına neden olmaktadır. Benlik saygısı
yüksek olan kişiler daha başarılı, kaygı düzeyi daha düşük olur.
Bireyin
başarısızlığı çevresi tarafından küçümsenince birey tarafından
içselleştirilmekte ve başarıyı benliği değerlendirmede bir ölçüt olarak
kullanmakta, sonuçta başarısızlıkla kendi benliğini özdeşleştirmektedir.
Başarısızlık
sorununu çözümlemek için benlik güçlendirilebilir. Bunu için öğrencilerin
başarısızlığa bakış açılarını değiştirmelidir. Bu gurup danışmalarında
yapılabilir.
Başarısızlık
sorunlarının altında yanlış şartlanmalar ve olumsuz tutumlar yatmaktadır.
Başarısızlık sorununun kökleri ana - baba çocuk ilişkilerine dayanır. Temel
güven yerine güvensizlik, bağımsızlık yerine kararsızlık, girişkenlik yerine
suçluluk duyguları geliştirmiş olabilir. Bulunan çevre benliği oluşturur.
KONU:ERGENLİK:
Ergenlik
döneminde fiziksel değişme ve gelişmelerin hızlı olduğu vücut hatlarının
netleşmeye başladığı ,yine vücudun kıllanmaya başladığı, duygusal yaşantıların
yoğunlaştığı bir ara dönemdir. Kendi kendine ben kimim, kime benzemeliyim,
başkalarına nasıl görünmeliyim gibi sorular sorduğu dönemdir.
Ergenlik döneminde başarılması gereken gelişim görevleri:
1)
Cinsel rolü kabullenme : ona göre davranışlar geliştirme
2)
Duygusal bağımsızlığını kazanma , kendi başına karar verebilme
3)
Arkadaşlık yeteneklerini geliştirebilmesi
4)
Çatışan değerleri uzlaştırma
5)
meslek seçimini yapabilme
6)
öz kimliğine ulaşabilme ve bunu
kabullenme
Ergenliğin ilk yıllarında birey ne
çocuktur nede gençtir. Ergenliğin ilk yıllarında kişi çelişkili tutarsız
davranışlar ortaya koyarken ergenliğin son yıllarında daha tutarlı ve
belirgin davranış örüntüleri geliştirmeye başlamıştır. Eğer bir kimse bebeklik
çağından başlayarak ergenlik yıllarına kadar getirdiği kişilik yapısında temel
güven duygusu yerine suçluluk, başarı yerine yetersizlik duygusuyla yoğrulmuş
bir benlik geliştirdiyse bu yapı ergenlik çağının doğal bunalımları sırasında
çok fazla zorlanacaktır.
Ergenliğin
ilk yıllarında anne ve baba çocukları hakkında genellikle şöyle konuştukları
görülmüştür. Asi ve hırçın, evde huysuz, durgun ,dalgın, sorumsuz, kendi başına
buyruk, alıngan, karamsar vs.
Bu
olumsuz davranışlar benlik yapısının bir zorlama karşısında bulunduğunu
göstermektedir.
Bu zorlanmaların daha çok bağımsızlığa duyulan gereksinmenin
artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklandığı söylenebilir.
Vücut
enerjisinin büyük bir kısmını cinsel büyüme ve olgunlaşmaya sarf ettiğinden
ergenin büyük bir kısmını cinsel büyüme ve olgunlaşmaya sarf ettiğinden
ergenin dengeli beslenmesi gerekir. Ergende açlık dürtüleri sık hissedildiğinden
bunu bastırmak için abur cubur yeme eğilimi artmaktadır. Bazı çocuklarda
ergenliğin ilk yıllarında yüz ve bedenin bazı kısımlarının simetrisini kaybetme
görünümünün geçici olacağı konusunda çocukların kaygısı giderilmelidir.
Ergen
yıllarında görülen ve çocukların çok şikayet ettikleri terlemelerin sağlıksız
işareti olmadığın ama beden temizliği yönünden özen ve itina isteyen bir durum
olduğu konusunda onlar bilinçlendirilmelidir. Bazı ergenlerin gelişen
bedenlerinin utanç veya psikolojik rahatsızlık duymaları mümkündür. Bunun
sonucu onlarda sakarlık artmakta, kambur oturma, kartal yürüme gibi
alışkanlıkları gelişmektedir.
Kimlik
duygusu genç yetişkinlik yıllarında şu gelişim görevlerinin etkisi altında
bireyde yerleşme olanağı bulabilmektedir.
1)
aileden bağımsız olma duygusunun yerleşmesi
2)
duygusal çelişkileri kabul edebilmeyi öğrenme
3)
oterite ile ilgili ilişkileri düzenleyebilme
4)
cinsellikle ilgili psikolojik olgunlaşmaya ulaşma
5)
kendini güvende hissetme
Topluma
ters düştüğü halde ona yabancılaşmayan yada topluma baş kaldıran gençler alkol
ve uyuşturucu madde alışkanlığı içinde ya güçsüz benliğinin kendine verdiği
acıyı unutmaya çalışmakta yada aşırı bireyselleşme çabası içine düşmektedirler.
Bedensel
gelişmede değişiklikler:
Boy uzaması,
ağırlığın artması, yüzde sivilcelerin olması, hormonların yoğun çalışmasına
bağlı olarak:sık terleme, keskin koku, ses değişmesi. kızlarda melodili bir hal
alır. Erkeklerde ses çatallaşır.
ERGENİN KİŞİLİK GELİŞİMİ
Bağımsızlık
arayışı içindedir. Grubun beğenisini kazanmak önemlidir. Kimlik arayışı
içindedir. İlgi çekmek ister.
Duygusal
Gelişimi: Bencildir hem de fedakardır. Bir lidere körü körüne boyun eğerken
diğer yandan yetişkinlere isyan eder. Karşı cins tarafından beğenilmek ister.
ERGENLİK DÖNEMİDE KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR
Ergenlerin
en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır. Ergen anne
ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini ne bu konuda tutarlı davranmalarını
bekler. Böyle durumlarda ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu
dönem yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir. Kardeşler arası
çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını büyüdüklerini fark
ederek saygı göstermelerini beklerler. Anne babalar ergenlik döneminde
çocuklarının kendilerinden uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler. Aslında
ebeveynlerine her zamankinden daha fazla bağlıdır.
Başarı
ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni dağılan bilgiyi toparlayamamak , ders
çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır. Sürekli hayal kurmaktan,
kendilerini verememekten şikayet ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler
ilgi odağı olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler.
Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler.
SEN İLETİLERİ :
İnsanlar
sen iletilerinden hoşlanmazlar. Bunlar ilişkiye zarar verir . bunun üç nedeni
vardır.
1)
insanlar neyi yapıp neyi yapmamaları gerektiğinin söylenmesinden
hoşlanmazlar.
2) Ben
iletileri yardım çağrılarıdır. Bu ilişkilere sıcak tepkiler verirler.
Newyork‘ta yapılan bir araştırmada telefon konuşmalarında en çok geçen kelime
ben olarak tespit edilmiş. 500 konuşmada 3990 defa ben kelimesi geçmiş, çünkü
herkes ben diyor. Herhalde bu kadar ben’in bizimle ilgilenmesini bekleyemeyiz. Öğretmenler istenmedik
davranışlarını düzeltmek için sıklıkla neden dikkat etmiyorsun gibi sen dili
kullanırlar.
3) Sen dili doğrudan suçlayıcı ve olumsuz olarak yargılayan bir ifadeyi
içerdiği için mesajı alan kişi savunucu bir tutuma girer. Ben dilinde öğrenci
doğrudan kendi kişiliğine yönelik olumsuzlukla karşı karşıya kalmadığı için
öğretmen ile öğrenci arasındaki iletişim bozulmaz.
Her
çocuk dinlenilmek, anlaşılmak ve kabul edilmek ister. Genelde bastırıcı ve güce
dayanan yöntemler direnci: Baş kaldırmaya ve karşılık vermeye kışkırtır. Hangi
öğretmen eşini ve arkadaşını disiplin altına almaktan söz edebilir. Güç yada
otorite er yada geç ilişkileri bitirir.
Yüzleşme Sonuçları:
-değişmeye
karşı direnme olur
-savunmaya iter.
-benlik saygısını azaltır.
-kızgınlığı artırır.
– içine kapanmasına neden olur.
Sen
iletileri geçicidir. Kesin çözüm olmaz. Öğretmenler bu iletilerle öğrencilere
kendi sorunlarının çözümünü verirler.
Örnek:
Sınıfta otorite
bende
Sen değişeceksin
çünkü ben öyle istiyorum.
Öğrencilerin kendi sorunlarını çözme sorumluluğu
kendilerine verilirse sorumluluk duyguları gelişecek ve kendilerine güvenleri
artacaktır.
Ben iletileri davranışını değiştirmesi için
sorumluluğu doğrudan öğrencide bırakır. Sonuçta öğrenci kendi seçtiği ve kendi
kararıyla belirlediği bir davranışla tepki vermeye yönelir.
DİNLEME:
Duygular
dosttur. Kişi etkin bir şekilde dinleyip duygularının ötesine geçirip alttaki
sorunlarına ulaştıracağız. Dıştaki duyguları soyduktan sonra problemin
kaynağına ineceğiz. (soğan gibi)
İnsan
sinirlenince bilinmesini ister. Ör: insan sinirlenince o anda : tüm dikkatini
bana ver . kendimi ne kadar kötü hissetmeme neden olduğunu bilmeni istiyorum
,duygusunu iletmek isterler. Bizde onu dinleyeceğiz . onu dinleyip duygularının
dağılmasını bekleyeceğiz.
Kızgınlık ikincil bir duygudur. Her zaman başka duyguların sonucunda
oluşur.
Ör: Bahçede
dolaşırken çocuklardan birinin attığı taş başını sıyırıp geçer , burada ilk
duygu korkudur. Ama sonra kızgınlık duygusu oluşur. Kızgınlık dile getirilince
etkisini yitirir.
Dakikada
600 kelimelik bir konuşma hızını rahatlıkla anlayabilecek kapasiteye sahiptir.
Normal konuşma hızının dakikada ancak 100 ile 140 kelime arasında olmasıdır.
460 kelimelik bir zaman süresinde zihin boş kalıyor. Bu zamanı insan kafası
kendinde var olan malzemeyle doldurur. Kendisi için önemli sorunlara dönerler .
Değer verme için otoritenin olmaması gerekir.
Fıkra: Padişaha
çok güzel bir at hediye ederler. Ölü diyenin kellesini uçuracaktır. Vs.
Bir örnek de okuldan verelim. Öğrenci müdürün odasına girer. Arada
ki fiziksel mesafe 8-9 metre. öğretmenin yanına gider mesafe 3-4 metre. Bu
mesafe arkadaşlarının yanında yarım metreye iner. Bu mesafeyi etkileyen
otoritedir. Otoriteye boyun eğenler yaşamları boyunca çocuk kalır. Kendi
gereksinimlerini göz ardı ederler. Çatışmaktan
kaçınırlar.
DEĞER VERME:
Beraber
olduğumuz insanlar bizim ne kadar bilgili olduğumuza bakmazlar, onlara ne kadar
değer verdiğimize bakarlar. İnsanlara değer verilince mana kazanırlar.
Öğrenciler öğretmenlerin söylediği yaptığı, giydiği her şeyle ilgilenirler.
Öğretmenler öğrencilerin önünde adeta podyumda gibidirler.
*** Cemil
bey yaşlı bir tarih öğretmenidir. Her gün aynı dersi anlatmaktan bıkmıştır.
Öğrencilerle anlaşırlar. Hafta da bir saat ders anlatacak diğer saatler de
sınıfa bir teybi gönderecektir. Öğrenciler uslu bir şekilde teybe konan dersi
dinleyecek ve not tutacaktır. Birkaç hafta böyle devam eder. Bir gün Cemil bey
kuşkulanır ve sınıfı kontrole gider. Kulağını kapıya dayar dinler. Hayret
sınıfta kimse yoktur. Kapıyı açınca gördüğü manzara müthiştir. Sınıfta tek bir
örenci yoktur. Herkes sırasına bir teybi koymuş hocanın koyduğu teybinden
okunan dersi kaydetmektedir.
Onlara ne kadar değer
verirsek o kadar değer alırız.
YANLIŞ DAVRANIŞLARI DÜZELTME:
Hatalıyı
değil hatayı eleştireceğiz, kusuru kişiye söylersek kişi alınır. Bu hataya
başkaları da düşebilir. Toplum içinde söylersek hem kişi alınmaz hem de herkes
aynı hataya düşmez. Cezalandırma yaparken dikkat etmek gerekir. Cezayı kişiye
değil istenilmeyen davranışa vermeliyiz. Umursama ma gibi bir ceza kesinlikle
verilmemelidir.
**** Evde çok sevilen bir fare vardır. Deney yapılarak fareyi
kimsenin umursamamasını istiyorlar. Fare dikkat çekmek için evde devamlı
dolaşır. Kimse dikkate almaz. Fare kenarı çekilir midesine asit salgılamaya
başlar ve midesi delinerek ölür. Yani kendini öldürür. **
En çok 14 yaşlarda suç işlenir.
YETENEK:
İnsanlarda
bir takım vasıflar vardır bu vasıflar bir çok insanda bastırılmış olarak
kalmaktadır. Şartla ve olaylar bu vasıfları harekete geçirir. Her insanın
kapasitesi farklıdır.
*** Adamın biri bilmediği bir otele gitmek ister.
Yürürken karşıdan bir adam gelir. Ona sorar şuradaki falan otele gitmek
istiyorum. Kaç dakikada gidebilirim. Karşıdan gelen adam hiç cevap vermemiş.
Otele giden adam cevap gelmeyince yoluna devam etmiş. Birden arkasından bir ses
işitmiş yarım saate ancak varırsın.
-Peki az önce niye cevap vermedin.
-Senin nasıl yürüdüğünü bilmiyordum
ki hızlımı yürüyorsun yavaş
mı.
İnsanların
kapasitelerine göre davranmalıyız.
BAŞARI:
Başarının
artırılması için eğitim ortamının olması gerekir. Çocuğun yaşamını
kolaylaştıran her şey onu bir şeyler öğrenmesini sağlar. Lavabo musluğuna
yetişemeyen Çocuk diş fırçalamayı, askısı olmayan çocuk askılarını asamaz.
Kendi boyuna göre ayarlanmış askı, çocuğun çok şeyi kendi başına yapmasına ve
öğrenmesine olanak sağlar. Çocukların dinleyerek değil yaparak öğrenmeyi
yeğlediklerini unutmayan ana-babalar çok iyi öğretici olurlar.
HAZIRLAYAN: Hakan
BEKTAŞ
Etiketler: