ANA BABALARA ÖZEL NOT
Sınava hazırlanan bir
öğrencinin anne ve babasına önemli görevler düşmektedir. Anne ve babaya düşen
önemli görevler, ailenin bütçesinin sınırlarını zorlayarak çocuğuna en iyi
eğitim imkanlarını sunmak ve ona uygun çalışma şartlarını hazırlamakla sınırlı
değildir. Çocuğunuzun başarısını etkileyen en önemli nedenlerden birisi,
ailenin yaşantı ortamı ve tutumudur. Çocuklarınız adına yapacağınız kimi küçük
özveriler, onları başarılı yapacak ve mutlu kişiler olarak topluma
katılmalarını sağlayacaktır.
ÇOCUKLARINIZA SEVGİ VE SAYGIYI
ÖĞRETİN
Çocuğunuzu
çok sevin ve sayın ki o da sizlere ve diğer insanlara karşı sevgi ve saygı
duyabilsin. Çocukların devlete ve topluma olan saygı duygusu ailede doğar, okul
boyunca gelişir. O nedenle çocuklarınızın yanında tanıdıkları, arkadaşları,
öğretmenleri çekiştirmeyiniz. Çocuklarınız, öğretmenlerinden ya da okuldan
yakındıkları zaman, yakınmalarının derinleşmesine fırsat vermemelisiniz. Onlara
kimi gerçekleri açıklayabiliriz. Her öğretmen, her çocukla yeteri derecede
ilgilenemeyebilir. Okul herkesin istediği düzene girmez. Biz okulun düzenine
uymalıyız... Göreceksiniz, çocuklarınız kısa zamanda olumlu yolları araştırıp
bulmaya çalışacaklardır.
ÇOCUĞUNUZA EVDE
UYGUN ÇALIŞMA ORTAMI HAZIRLAYIN
Çocuğunuzun
evde rahatça çalışabilmesi için, olanak ve yer hazırlayın. Durumunuz elverirse,
masa ve iskemle alın. Ayrıca çalışma odası düzenleyin. Çantasını, odasındaki
kitaplığını, yatağını kendisi düzeltsin. Git gide bu işlere alışsın. Eğer ayrı
bir çalışma odası düzenlemeniz mümkün değilse uygun odalardan birin de çalışma
köşesi de düzenleyebilirsiniz. Çalışma odası mümkün olduğu kadar fazla sıcak
veya soğuk olmamalıdır, iyi havalandırılmalı ve sessiz olmalıdır. Çalışma
masası ve yüksekliği çocuğunuzun boyuna göre ayarlanmalıdır. Ders çalışırken
müzik dinlemek, poster, afiş ve resimler dikkatin dağılmasına, öğrencinin hayal
dünyasına kaymasına yardımcı olur. En azından öğrencinin ders çalışırken
göremeyeceği yerlere asılmalıdır. Öğrenci çalışma masasını, sadece ders
çalışırken kullanmalıdır. Belirli bir çalışma alanı ile çalışma davranışı
arasında şartlı refleks türünden ilişki kurabilmek büyük önem taşır. Böylece
çalışma masasına oturmak, çalışmaya başlamak için ‘uyarıcı’ rolü oynar ve
çalışmayı başlatır. Çalışmaya başlamadan önce çalışma sırasında gerekli olacak
bütün malzemenin el altında bulunması, dikkatte kopmalara yol açacak
kesintileri önlemek açısından yararlıdır.
ÇOCUĞUNUZUN OKUL YÖNÜNDEN OLAN DİLEKLERİNİ
YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞIN
Bu
dilekler, size zor geliyorsa; okul yönetimi ile aile arasında çocuğunuzu aracı
olarak kullanmayın. Onun yanında yakınmayın. Doğruca okul yönetimi ile görüşün.
Düşüncelerinizi onlara açıklayın. Böylece okul yönetimine de yardımcı
olursunuz. Okulla geliştirilecek işbirliği, çocuklarınızın başarısında büyük
yarar sağlayacaktır. Çocuklarınızın bir sorunu olduğunda, okulla işbirliği
yapmanıza karşın bu sorun giderilememişse hemen en yakınınızdaki Rehberlik ve
Araştırma Merkezi,ne başvurun. Size gerekli eğitim tedbirleri sağlanarak çocuğunuzun
başarı yolları açıklanacaktır. Bu konularla ilgili olarak, üniversitelerimizde
bölümler olduğu gibi; yer yer özel bürolar da açılmaktadır. Çocuklarınızın
giyim ve harçlığı, arkadaşlarının derecesinden aşağı düşürülmemeli, yukarıda
çıkarılmamalıdır. Bir başka deyişle; çocuklarımızın savruk olmaması için,
onlara fazla harçlık vermeyelim. Ama arkadaşları arasındaki yerini bulabilmesi
için, harçlıksız da bırakmayalım.
ÇOCUĞUNUZUN KAYGISINI ARTIRMAYIN
Üniversite
giriş sınavlarına hazırlanan bir öğrencinin yaşadığı kaygının iki sebebi
vardır: Birinci sebep bütünüyle gerçek ve akılcı bir temele dayanır.
Sonuçları hayatın akışını
etkileyecek büyük bir yarışta yer alacak olmaktan kaygı duymak, doğal ve
yerinde bir durumdur. Ancak ikinci sebep, birincisi gibi gerçek ve akılcı bir
temele dayanmaz.
“Anneme
- babama ne diyeceğim?”,
“Arkadaşlarımın
yüzüne nasıl bakacağım?”,
“Akrabalarımın
önüne nasıl çıkacağım?”,
“Tanıdıklarıma
karşı mahcup olacağım?”,
gibi
düşünceler sınavlara hazırlanan öğrencinin kaygısını yükseltir. Her konuda
olduğu gibi sınavlarda başarı için de belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır.
Giriş sınavlarına hazırlanan bir genç çok ender rastlanabilecek çok az sayıda
kişi hariç - öğrenme ve başarı için gerekli olan düzeyde kaygıya sahiptir.
Öğrenmeyi, akıl yürütmeyi ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyen,
temelinde öğrencinin kendine güvensizliği altında yatan yüksek kaygıdır. Gencin
kendisine güvensizliği ise önemli ölçüde anne ve babasının bilerek veya
bilmeyerek uyguladığı eğitim ve yaklaşımların sonucudur. Anne-babanın çok küçük
yaştan başlayarak yüksek başarı beklentisi, çocuğun hatalarını düzeltmek için
onu eleştirmek, çocuğun dayak, hırpalama gibi cezalarla eğitilmesi, yargı
ifadesi taşıyan olumsuz sıfatlarla nitelemek (haylaz, tembel, sorumsuz,
dağınık, pısırık, yavaş, vb...) çocuğun kendine olan güvenini zayıflatır. Bunun
sonucu ortaya çıkan kaygı, başarıya olumlu katkısı olmayan kaygıdır ve bununla
başa çıkmak çok zordur. Çocukların sınava hazırlandıkları sırada anne-babalara
düşen en önemli görev, çocuklarının çalışma isteğini artırmak ve onu çalışmaya
teşvik etmek için kaygı yükseltici yaklaşımlardan kaçınmaktır’.
“Bu
kadar çalışmayla kazanamazsın...”
“Bu
kafayla gidersen zor kazanırsın...”
“Amcanın
oğlu Robert Lisesi’ ni kazandı, bakalım sen ne yapacaksın...”
“Teyzenin kızı
tıbbı kazandı ,çalımından, havasından yanına varılmıyor, aman bizi mahçup
etme...”
türünden
yaklaşımlar genci çalışmaya teşvik etmez tam tersine, yükselen kaygı sebebiyle
onu adeta “kıpırdayamaz” duruma getirir.
Başka
çocuklar da bulunan üstünlükleri onda da görmek istiyorsak bunları ona duyurma
ya da sezdirmeyi yeterli saymalıyız. Sert davranışlar, geçici olarak çocuğa yön
verirmiş gibi görünürse de sürekli gelişme ve başarıyı sağlamaz.
ÇOCUĞUNUZUN SINIRLARINI ZORLAMAYIN
Kendi
özlemlerinizle çocuğunuzun sınırları arasında gerçekçi bir denge kurun.
Çocuğunuz girebilse İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyabilir veya kazanabilse tıp
fakültesini bitirerek iyi bir doktor olabilir. Ancak çocuğunuzun kapasitesi
binlerce kişi arasından sıyrılarak bu yerlere ulaşmaya yeterli olmayabilir. Bu
iki durumu birbirinden ayırın ve içinizden veya yüksek sesle çocuğunuzun
“beceriksiz” olduğunu düşünmeyin . Çünkü bu düşüncenizi nasıl olsa hisseder
veya duyar. Çocuğunuzun sınırlarını anlayabilmek için bir uzmanın görüşüne
başvurabileceğiniz gibi, bu konuda kendiniz de gerçeğe çok yakın bir tahminde
bulunabilirsiniz. Bunun için kullanacağınız ölçüt, çocuğunuzun okul hayatında
ve okul dışı faaliyetlerinde göstermiş olduğu başarı düzeyidir. Çocuğunuz
sınıfında ders başarısı açısından ön sıralarda yer alan, sosyal faaliyetlerinde
girişken ve liderlik özelliği olan, belirli bir ders veya alandaki başarısı
öğretmenlerinin veya çevresindekilerin takdirini kazanan biriyse ne mutlu size.
Bu takdirde çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi yüksek tutmakta gerçekçi
sebepleriniz var demektir. Eğer çocuğunuz sınıflarını ‘ancak’ geçebildiyse,
sınıfını geçerken çeşitli yardımlara ihtiyaç duyduysa , öğretmenleri kendisini,
‘Biliyor ama bildiğini ortaya koyamıyor ‘ , veya ‘ Çalışsa yapar , ancak
çalışmıyor’ diye değerlendirdilerse , okul dışı hayatında dikkat çekecek hiçbir
özel başarı göstermediyse , çocuğunuzun uyumlu bir insan olması ve meslek
hayatında başarı göstermesi yine de mümkündür. Ancak okul veya üniversite
seçiminde
beklentilerinizi çok yüksek
tutmamanızda yarar vardır. Bir cümleyle özetlemek gerekirse , çocuğunuzla
ilgili beklentilerinizi kontrol edin ve ideallerinizin onun sınırlarını
zorlamasını önleyin.
KRAL BAHÇESİ
Çok
eskiden bir büyük kral vardı. Gel zaman git zaman bu kral, portakal ağacı
yetiştirme hevesine kapıldı. Adamlarını çağırdı, dileğini buyurdu. Adamlar
ülkeyi dolaştı, ılık güneylilerinde bir yer seçti. İşçiler tutuldu, bahçıvanlar
bulundu. Toprak işlendi, çukurlar kazıldı, fidanlar dikildi. Büyük kralın
bahçesi komşu ülkelere nam saldı. Bahçesiyle öğündü, gururlandı büyük kral.
Adamlarına buyurdu: Benim bahçem, en güzel olmalı bu yeryüzünde. Tüm ağaçlar
bir boyda bir biçimde büyümeli...
Aradan
yedi yıl geçti: Komşu ülke kralı konuk geldi. Ünlü bahçeyi görmek istedi. Büyük
kralın adamları güneye at sürdüler, tez varıp bahçeyi düzene koydular. Bahçe
temizlenip düzenlenecekti. Tüm ağaçlar bir boy bir biçime girecekti. Bahçenin
temizlenip, düzenlenmesine ses etmedi bahçıvanlar. Ama ağaçların bir boy bir
biçime sokulmalarına karşı çıktılar. Büyük kralın adamları buyurdu: Buyruk
buyruktur, bizimkisi kulluktur. Buyruk demiri keser, hepimizin kellesi gider!
Büyük
kralın buyruğu üzerine işe başlandı. Boylu ağaçların üst dalları kesildi, sık
dallı ağaçların dalları uzatıldı, kısa boylu ağaçlar yukarı çekilip ötekilerin
düzeyine getirildi. Benzer çalışmalarla tüm ağaçlar bir boy, bir biçime
sokuldu. Bahçenin temizliği ve düzeni bitirildi. Büyük kral ve konuğu bahçeye
gittiler. Ağaçları pek beğendiler. Aynı boy aynı biçim ağaçlara hayran
kaldılar. Konuk kral ülkesinde de böyle bir bahçe yapılmasını buyurdu
adamlarına. Konuğun hayranlığına sevindi büyük kral. Bir kat daha gururlandı,
onurlandı. Adamlarına armağanlar dağıttı...
O
mevsim çok az portakal verdi kral bahçesi. Çünkü boyu kısaltılan, dalları
seyrekleştirilen ağaçlardan yabancı dallar fışkırdı. Uzatılan ağaçlar kurudu.
Kimi ağaçlar hastalandı. Bahçıvanlar ne denli uğraştılarsa da eski canlılık
gelmedi. Sekizinci yıl, büyük kralın bahçeye geleceği duyuldu. Bahçıvanlar ve
işçiler, oradan kaçıp kellelerini kurtardılar.
SINAVDA BAŞARILI OLAMAZSA
YAŞAYACAĞINI BİR CEZA GİBİ GÖSTERMEYİN
Bir
düşünür ‘hayat büyük olayları beklerken arada geçen zamandır ‘ demiş. Bu
sözden bir pişmanlık payı çıkartmak da mümkündür. Hayatı bir süreç gibi değil
de, bir durum gibi görürseniz, önünüzdeki olayların önemini abartırsınız.
Çocuğunuz istediğiniz- - veya kendi istediği - üniversitenin giriş sınavında
başarılı olamazsa , gideceği okulu bir ceza gibi göstermeyin. Çünkü gerçekten
kazanamadığı takdirde alacağı eğitim , hayatı açısından - yine de - büyük önem
taşır . Bu eğitimi alabilmesi ve yararlanması ancak okulunu ve eğitimini
sevmesiyle mümkündür.
“...Eğer
kazanamazsan , falan okula gidersin” veya
“...Eğer
...fakültesine giremezsen, filan fakülteye girer ancak filan olursun” gibi
sözler onun gideceği okulu , yapacağı işi sevmesine imkan bırakmaz. Bu tür
yaklaşımlar çocuğun hayatı ve kendisini sevmesini de engeller ve kendine olan
güvenini temelden sarsar.
KENDİNİZE “HAYATIN AMACININ NE OLDUĞUNU” SORUN
Hayatın
amacı kendine yeten bir insan olmak , yaşadığından memnun olmak ve bu
memnuniyeti yakın çevredeki insanlarla da paylaşabilmektir . Sınavda başarılı
olmak , diploma sahibi olmak bu temel amaca yönelik araçlardır .
“Okumak”,
“Yükseköğrenim
görmek” hayatın seçeneklerinden biridir . Neyse ki , hayatın seçenekleri bu
kadar sınırlı değildir. Eğer amaç para kazanmaksa mutlaka falan okula gitmeden
veya filan üniversiteyi bitirmeden de bunu sağlamak mümkündür . Eğer amaç
hayattan alınan zevki artırmaksa , müzik ve sanat bu zevki ve coşkuyu insanlara
dolu dolu yaşatabilir. Bütün bu sebeplerden ötürü hayatı bir tek seçeneğe
“falan okulun giriş sınavını kazanmaya” indirgemek konuyu bir “ölüm – kalım”
olayı durumuna getirir. Bu da hem ailenin , hem de çocuğun kaygısını yükseltir
, başarısını tehdit eder. Anne - baba olarak görevinizin çocuğunuza iyi bir
eğitim vermek olduğu kadar, ona hayatı sevdirmek ve yaşama sevincini aşılamak
olduğunu göz ardı etmeyin.
BİRBİRİNİZE
BAĞLILIĞIN AMAÇ ,
SINAVIN
ARAÇ OLDUĞUNU UNUTMAYIN
Ders
çalışmak ve sınav kazanmak uğruna çocuğunuzla olan yakınlığınızı tehlikeye
atmayın. Önündeki sınavda başarılı olsa da , olmasa da önemli olan çocuğunuzla
aranızdaki sıcaklığın tehdit edilmemesidir . Çocuğun sınavda başarılı olması
uğruna yapılan mücadele bazen aileyle çocuk arasına soğukluk girmesine ve
duygusal açıdan uzaklaşmaya sebep olmaktadır. Eğer çocuğunuzla ilişkiniz genel
olarak iyi ve yumuşak ise, ölçülü miktarda “çalış” uyarısı ve çalışma
şartlarının hazır edilmesi biraz sıkıcı gelse de, çocuğunuza sorumluluğunu
hatırlatacaktır . Kaç yaşında olursa olsun birçok kişinin çalışmaya başlamak
için bu tür bir uyarıcıya ihtiyaç duyduğu bilinir. Ancak çocuğunuzla ilişkiniz
iyi gibi gözükse de sık sık sertleşiyorsa ,o zaman
‘çalış’ uyarıları aranızdaki
gerginliğin dozunu artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Böylece
birbirinize kızmak için özel bir sebebe ihtiyacınız kalmayacak eğitim ve
diplomadan daha önemli bir şey ,çocuğunuzla aranızdaki sıcaklık bütünüyle
kaybolacaktır.
SİZİN DEĞER VERDİKLERİNİZ NELERDİR?
Yukarıda
anlatılanlardan, çocuğunuza “çalış” demeyin anlamını çıkarmayın.
Çocuğunuzun başarısı için maddi-manevi fedakarlık yaptığınız ve gayret
gösterdiğiniz doğrudur. Bunun karşılığını beklemeniz son derece doğaldır. Ancak
çocuğunuzun elinden geleni yaptığına inanın. Eğer sonuç istediğiniz gibi
olmazsa, çocuğunuzun elinden gelenin bu kadar olduğunu da kabullenin. Siz
sofrada kitap konuşan, güzel sanatlardan söz eden ,eğitim düzeyiniz ne olursa
olsun kendisini yetiştirmeye çalışan ve okuyan bir insansanız, büyük bir
ihtimalle çocuğunuzun başarısızlığı da geçicidir. Bu defa olmasa da gelecek
defa başarılı olacaktır. Siz okumak için elinize gazeteden başka bir şey almıyorsanız,
çocuğunuz büyürken bir kitapla ilgili tartışmaya tanık olmamışsa, sofranızda
sadece artan fiyatlar, alınan ve satılanlar, kazanılan ve kazanılamayan paralar
konuşuluyorsa, o zaman o da ‘başarı’ konusunda sizi örnek almış demektir. Ancak
siz kendinizi birinci grupta değerlendirebilir ve buna rağmen çocuğunuzun
başarısını yeterli görmeyebilirsiniz. Bu ender rastlanan bir durum değildir. Bu
durum pek çok ailenin başına gelmektedir. Çünkü bazı çocuklar hayat başarısını “okumak”
ve eğitimin dışında görürler. Bunu da çocuğunuzun ‘seçimi’ olarak görmeniz
yerinde olur. Bu noktada olgun insanın tanımını hatırlamakta yarar vardır. “Olgun
insan sonucunu değiştiremeyeceği olayları kabul eder.”
‘KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET’
Psikoloji
tarihinde dönüm noktası olan araştırmalardan bir tanesi Rosenthal ve
arkadaşlarının yaptığı bir çalışmadır. Bir grup psikolog çeşitli ilkokullarda
ders yılı başında sınıflarda zeka testi uygular ve bir süre sonra öğretmene,
her sınıfta 4 öğrencinin üstün zekalı olduğunu ,ancak bunu çocuklara
aktarmamasını söylerler. Gerçekte öğretmene isimleri bildirilen çocuklar üstün
zekalı olmayıp, isimleri kurayla saptanmış olan çocuklardır. Ders yılı sonunda
bu çocukların başarılarının yükseldiği görülmüştür. Bu araştırma büyük yankılar
yapmış ve Rosenthal buna ‘kendini doğrulayan kehanet’ adını vermiştir. Bu
önemli araştırmadan çıkarılması gereken en önemli sonuç, çocuklarımıza ne
söylüyorsak, öyle olma ihtimallerini artırdığımızdır. Çocuklarımıza tembel,
savruk, sarsak, haylaz, dağınık, sorumsuz, yaramaz, düşüncesiz, sakar’ gibi
sıfatlarla yaklaştığımız takdirde, gerçekte de ‘tanımladığımız gibi’ olma
ihtimallerini artırırız. Kısacası çocuğumuza olumsuz olarak ne dersek,’ öyle’
olmasını kolaylaştırırız. O zaman akla hemen şöyle bir çözüm gelmektedir.
’Çocuğuma iyi sıfatlarla yaklaşırsam iyi olur’. Halk arasındaki deyişle, ’Paşa
dersem paşa olur’. Gerçek ne yazık ki buna uygun değildir. Çünkü çocuğumuza,
olumsuz bir sıfatla yaklaştığımız zaman ortada daima bir sebep vardır. Bu
sebeple çocuğumuzun kafasındaki olumsuz benlik imajını pekiştirmiş oluruz.
Ancak ortada bir sebep yokken olumlu benlik imajını pekiştirmemiz mümkün
değildir. Bu konuda temel ilke esas olarak çocuğu değil, davranışı övmektir.
Genel olarak eğitimde, özel olarak yeni bir davranışın kazandırılmasında temel
ilke yanlışların görülmesi ve düzeltilmesi değil, ’doğruların fark
edilmesidir’. Bir başka ifadeyle söylersek, eğitimde esas amaç yanlışların
yakalanması olmayıp, doğruların yakalanmasıdır.
Modern
eğitim uygulamalarının bize getirdiği bu görüşlerin ülkemizde işlerlik
kazanması hiç şüphesiz zaman alacaktır. Çünkü görüldüğü gibi bu bulguların
önemli bir bölümü, geleneksel eğitim sistemimizin özüyle çelişmektedir.
YAŞAYARAK ÖĞRENME
Bir
çocuk kınanırsa her zaman
O da
yapamaz başkalarını ayıplamadan.
Ve
düşmanlık görürse durmadan
Kaçamaz
hiçbir zaman kavgadan.
Onunla
edilirse alay
Utancı
öğrenir en kolay.
Ve utançla yaşarsa eğer
Suçlamayı
kendisine iş eder.
Hoşgörü
esirgenmezse ondan
Sabrı
da öğrenir bir yandan.
Ve
verilirse ona cesaret
Nedir,öğrenir
kendine güvenmek.
Övgüyle,ödüle
layık görülürse çocuk
Hep
almayı değil, vermeyi de öğrenir çabuk.
Ve
güven duyulmuşsa kendisine
O da
kulak verecektir dostluğun sesine
Bir
çocuk başkalarından görürse beğeni
Bilir
kendisinin de sevmesi gerektiğini.
Ve
ilgi ,dostluk görürse eğer
Sevgiyi,
sevgiyle yürekten sezer.
Dünya ile arkadaşlık kurmakta
Kalmaz
korkusu...
DOROTHY
LAW NOLTE’ den dilimize uyarlayanlar
Bahar Akıngüç-M.Turan Tekdoğan
KİMSE KİMSEYE YAŞAMAYI ÖĞRETEMEZ
Anne
ve babaların kabul etmeleri gereken bir şey vardır ki, kimse kimseye yaşamayı
öğretemez. Herkes hayatı kendisi yaşayarak öğrenir. Anne ve babalar kendi
gençliklerini düşünürlerse, kendi yaptıkları hataların önemli bir bölümünün,
büyükleri tarafından daha önce uyarıldıkları konularda olduğunu
hatırlayacaklardır.
Genç
insan hata yaparak dünyanın ve bu dünya içinde kendi gücünün sınırlarını tanır.
Bu anlamda her hata gelişme yolunda bir aşamadır. Bunun için iki şart vardır:
Birincisi
hatalardan ders alarak ileriye doğru bir adım atılması ve aynı
hatanın tekrarlanmaması,
ikincisi bütün hayatı içine alacak ve hayatın akışını
olumsuz yönde etkileyecek
hatalar yapılmaması. Bu tür hatalara örnek olarak
uyuşturucu kullanımı, erken yaşta hamilelik verilebilir.
Bütün anne ve babalar bu iki şartı göz önünde bulundurarak çocuklara ve
gençlere ‘kendi hatalarını’ yapma, sonuçlarını yaşama ve hayatı öğrenme
şansı verilmesi gerektiğini içlerine sindirmelidirler. Bunun için anne ve
babalar adına da cesaret ve sabır gereklidir. Büyümek ne kadar zorlu ve acılı
bir süreçse, çağdaş anne ve baba olabilmek de aynı ölçüde zor bir süreçtir.
AİLENİN MUTLULUĞU
ÇOCUĞA PSİKOLOJİK GÜVEN VERİR
Çocukların
yanında tartışma yapılmamalıdır. Anlaşmazlıklar olursa onlardan uzakta çözmeye
çalışılmalıdır. Çatlak topraklarda yemsiz kalmış ağacın yemişi ne ise, geçimsiz
ailenin çocuğu da o duruma düşer. Çocuklarımız, kardeşi ya da aileden biriyle
anlaşmazlığa düşer, tartışmaya girer, kavga yapabilir. Bu durumlarda araya
girilmemelidir. Konu iki kişi arasında sonuçlanmalıdır. Aileden biri çocuğa
sert davranırken diğeri yumuşak davranmaya yeltenirse çocuğun kişiliği dengeli
gelişemez. Çift yönlü davranış çocuğu yalancılığa ve ikiyüzlülüğe iter. Kendine
güvenini azaltır ve başarısını düşürür.
ARKADAŞLIK - İSTENMEYEN ARKADAŞLAR
Çocuklarımızın;
okul ya da komşulardan edindiği, kız ve erkek arkadaşlarına saygı
gösterilmelidir. Değilse bizlerden gizli olarak, dilemediğimiz kimselerle ve
dilemediğimiz yerlerde, hoş göremeyeceğimiz arkadaşlık biçimleri geliştirirler.
Her anne-baba, çocuğunu arkadaşlarıyla birlikte kabul etmeye hazır olmalıdır.
Çocukların yeni yeni arkadaşlar edinmesine olanak verilmelidir. Çocukları için
mutlu ve sevimli arkadaşlık ortamları yaratmalıdırlar. Kız-erkek
arkadaşlıklarında çocuklarına güvenmeli ve onları gizli arkadaşlığa
itmemelidirler.
Çocuğun
yeni arkadaşlar edinmesi, ona yeni ufuklar açar. ’Harman yel ile savrulur,
çocuk arkadaş ile kavrulur.’ diye bir söz vardır. Arkadaşı olmayan çocuk,
çiğ kalır, olgunlaşamaz.
ÖZET
·
Çocuklarınızı sevin,sayın ve onların yanında tanıdıkları,
arkadaşları, öğretmenleri çekiştirmeyin. Çocuklarınız öğretmenlerinden ya da
okuldan yakındıkları zaman, yakınmalarının derinleşmesine fırsat vermeyiniz.
·
Çocuğunuzun evde rahatça çalışabilmesi için, olanak ve
yer hazırlayın. Eğer ayrı bir çalışma odası düzenlemeniz mümkün değilse uygun
odalardan birin de çalışma köşesi de düzenleyebilirsiniz.
·
Çocuğunuzun okulla ilgili dileklerini mümkün olduğunca
yerine getirmeye
çalışın.
Bu dilekler, size zor geliyorsa doğruca okul yönetimi ile görüşün.
Çocuklarımızın giyim ve harçlığı,arkadaşlarının derecesinden aşağı
düşürülmemeli, yukarıda çıkarılmamalıdır.
·
Sınavda başarılı olmak için belirli düzeyde kaygıya gerek
vardır. Sınava hazırlanan bir öğrenci gerekli düzeyde kaygıya mutlaka sahiptir.
Anne-babanın çocuğunu teşvik için kaygısını artırması, beklenenin tam aksine
sonuç verir.
·
Ailenin küçük yaşta başlayarak, çocuktan yüksek başarı
beklemesi, eleştirmesi, yargı ifadesi taşıyan sıfatlarla nitelemesi ve
cezalandırması çocuğun kendine olan güvenini sarsar ve kaygı düzeyini
yükseltir. Kaygı düzeyi yüksek çocukların geçmişlerinde mutlaka bu özellikler
vardır.
·
Anne - babaların kendi özlemleriyle çocuklarının
sınırları arasında gerçekçi bir denge kurmalarında yarar vardır.
·
Çocuğun geçmiş okul hayatında ve okul dışı
faaliyetlerinde gösterdiği başarı onun sınırlarını ve gelecek performansını
tahmin etmek için genel bir ölçü olarak kullanılabilir.
·
Çocuğunuz sınavda başarılı olamazsa, gideceği okulu ona
bir ceza gibi göstermeyin Çünkü istediğiniz okulu kazanamazsa, böyle bir
durumda gideceği okulu sevmesine ve başarılı olmasına imkan kalmaz.
·
‘Sınavı kazanma’nın hayatın ‘tek’ ve kesin amacı olduğunu
düşünmeyin. ‘Ders çalışmak’ ve ‘sınav kazanmak’ uğruna çocuğunuzla olan
yakınlığınızı tehlikeye atmayın. Aranızdaki sıcaklığın hayat boyu devam etmesi
her şeyden önemlidir.
·
Sizin hayat görüşünüz ve yolunuz çocuğunuza çizmeye
çalıştığınız gibi mi?. Değilse,çocuğunuzun sizi örnek aldığını düşünün ve ona
karşı daha yumuşak olun.
·
Siz okuyan bir insan olduğunuz halde, çocuğunuz okumak
istemiyor veya başarısız oluyorsa, bunun tercihi olduğunu kabullenin ve olgun
insanın sonucunu değiştiremeyeceği olayları kabul etmesi gerektiğini
hatırlayın.
·
Çocukların yanında tartışma yapılmamalıdır. Aileden biri
çocuğa sert
davranırken
diğeri yumuşak davranmamalıdır.
·
Çocuklarımızın;okul ya da komşulardan edindiği,kız ve
erkek arkadaşlarına saygı gösterilmelidir. Çocukların yeni yeni arkadaşlar
edinmesine olanak verilmelidir.
·
Unutmayın ki: kendi varlıklarından memnun olanlar,iyi
sonuçlar yaratırlar.
Etiketler: